Hofburg Sarayının karşısında bir meydan var ki daha önce hiçbir şehirde bu kadar müze binasını bir arada görmemiştim. Müzeler meydanı denilen bu alanda karşılıklı ve çok benzer mimariye sahip iki müze var, birincisi Kunsthistoriches Muzeum yani Sanat Tarihi Müzesi diğeri Naturhistoriches Museum yani Doğa Tarihi Müzesi ve bunların ortasında Maria Terasa A
nıtı. Daha görecek çok yer olduğundan bu sefer sadece Doğa Tarihi müzesini gezdik ve içindeki antropoloji, arkeoloji,mineroloji, zooloji ve jeoloji sergilerine hayran kaldık. "Willendorf Venüs" adı verilen bereket fiürünün yaklaşık 24.000 yaşında olduğunu duyunca ağzımız açık kaldı. Müze iki kata yayılmış. Zemin katta değerli taşlar ve mineraller var ki yaklaşık 20 milyon çeşit obje olduğu yazıyordu. Darwin'in evrimini anlatan ve tarih öncesi parçalardan oluşan kolleksiyonlar gerçekten de görülmeye değer. Birinci katta zooloji kolleksiyonları görülebiliyor.
Viyana'nın benim için en kötü yanı mağazaların ve alışveriş merkezlerinin pazar günü kapalı olmasıydı. Cumartesi günü de akşam 18:00 de hepsi kapanıyor ve bizim alışveriş için çok az zamanımız kalmıştı. Bunu en iyi şekilde değerlendirmek ve birçok markanın bulunduğu aynı zamanda da kahvelerin sık bulunduğu Viyananın en işlek caddelerinden biri olan Mariahilfer'de yürümeye başladık. Tabi ben alışveriş yaparken Erkan her zamanki gibi bir kafede oturdu. Klasik bir bay-bayan sahnesi. Aslında bizim ülkemizde herşeyin en güzel var ama malesef benim Avrupa gezilerimde uğramadan geçemediğim ve çoğu ürünleri Türkiye'den giden H&M mağazaları var ki, kızım için harika ayakkabı, kıyafet,bijuteriyi buradan çok ucuza alabiliyorum. Türkiyeden ihraç edilmesine rağmen Türkiye'de malesef bu mağazadan yok olsa da eminim aynı fiyat olmaz. Otelimizin bulunduğu caddede 2 tane olmasına rağmen Mariahilferdeki çok daha büyük ve ferah.
Akşam olmuştu ve artık ayaklarımın altı su toplamıştı ama durmak yoktu. Kısacık zamanımızı iyi değerlendirmeliydik. Akşam yemeği sonrası havanın da güzel olmasını fırsat bilip Viyana'nın en ünlü simgelerinden olan tarihi dönmedolap için lunaparka gittik. Prater adı verilen dön
me dolap 1896 yılında İngiliz mühendis Walter Basset tarafından yapılmış, 1945'de büyük kısmı yandığından orijinal kabinlerin ancak yarısı bugüne kalabilmiş. Biz yeni, üstü açık olana bindik ve Duru'nun bizi burada görse, onu bırakıp gittiğimiz için bize ne kadar kızacağını konuşarak ışıklar içindeki Viyana'yı tepeden seyrettik. Bu devasa lunaparkta çarpışan arabalardan korku tünellerine, çok yükseklere çıkan değişik makinalardan atlıkarıncalara kadar herşey mevcut.
Yoğun, hızlı ama bir o kadar da keyifli geçiyor Viyana günleri ve geceleri...


