dükkanlar, restorant,1 adet Kahve Evi ve harika bir ortam. Hiçbir şey yemeseniz bile sadece o ortamı, tarihi yaşamak bile yetiyor insana. Sunday, October 31, 2010
GAP 1, Gaziantep
dükkanlar, restorant,1 adet Kahve Evi ve harika bir ortam. Hiçbir şey yemeseniz bile sadece o ortamı, tarihi yaşamak bile yetiyor insana. Monday, October 18, 2010
Mı? Mı?
Friday, October 15, 2010
TEYZE OLMAK KOLAY DEĞİL
Dünyanın en mutluluk verici olaylarından biriymiş teyze olmak, yavaş yavaş anlıyorum.
Monday, October 11, 2010
ŞARAPLA PEYNİRİN UYUMU

Şarap peynir beraberliğinde genel kurallar oluşturmak gerekirse, şöyle toparlanabilir: Basit peynirleri hafif şaraplarla eşleştirin. Taze, aroması zayıf peynirleri güçlü şaraplarla bir araya getirmeyin. Sauvignon Blanc, Narince gibi hafif, meyvemsi ve asitli beyaz şarapları tercih edin. Aroması fazla güçlü olmayan, ancak Cheddar, Gouda gibi olgunlaşmış peynirlerin Shiraz, Cabernet Sauvignon gibi üzümlerin şaraplarıyla uyum sağladığını hatırda tutun. Sert aromalı, kokulu ya da daha fazla tuzlu peynirleri tatlı şaraplarla deneyin. Bu tür peynirlerle yıllanmış tatlı beyaz şaraplar fazla zorlanmadan boy ölçüşebiliyor. Peynir ve şarapta benzer gövde özlelliklerini gözetin. Örneğin yağlı, kremsi ve ymuşak peynirler benzer özellikleri olan şaraplarla iyi gider. Daha somut bir örnek vermek gerekirse, yağlı yumuşak bir peynirin yanına fazla fıçıda bekletilmemiş, dolgun ve kıvamlı bir Chardonnay açabilirsiniz. Aynı şekilde yarı sert peynirler fazla gövdeli olmayan şaraplarla daha kolay eşleşir. Kremsi, yağlı peynirler şarabın tanenlerini abartılı hale getirir, şarabı daha da sertleştirir, tanenler damağı kurutur. Uzmanlar bunun nedenini, peynirin kremamsı dokusunun, damağın, şarabın meyvemsiliğini alagılamsını engellemesi ve bu yüzden tanenlerin tek başına ve abartılı biçimde hissedilmesiyle açıklıyor. Düşük tanenli ya da köpüklü şaraplar kremsi peynirlerin yanına daha iyi yakışıyor. Bu mükemmel uyumun keşfine siz de mutlaka çıkın.
Thursday, October 07, 2010
BODY WORLDS, ORİJİNAL VÜCUT DÜNYASI SERGİSİ
İstanbul'da yaşamak ne çok nimetler sunuyor aslında bize, sergiyi akşam 17:00 de ziyaret ettik yani haftasonuna sıkıştırılmayabilir, okuldan çıkan bir çocuğun rahatça gidebileceği bir saat, haftasonu vaktim yok diyenlere. Gerçi ben "vaktim yok" lafına hiçbir zaman inanmayanlardanım sözüm meclisten dışarı....
Şu an iş için İzmir uçağına binmem gerek, vaktim yok:))))
Wednesday, September 29, 2010
MAKARONLARIM
Thursday, September 23, 2010
YENİ BİR SAYFA AÇILIYOR HAYATIMIZDA
Tuesday, August 31, 2010
BAK POSTACI GELMİYOR
Kızım yanıma geldi ve "ben mektup yazıp birine yollamak istiyorum" dediğinde öylece kaldım. Kendim yılbaşı kartlarını el yazısıyla yazıp gönderiyorum her yıl sevdiklerime ama uzun zamandır kimseye mektup yazmamıştım. Halbuki ne çok severim yazmayı, eskiden mektup arkadaşlarım vardı yurtiçi ve yurtdışından. Onlardan mektup almak harikaydı. Bir de lisede çok sevdiğim kimya öğretmenim vardı Sibel Hoca. O yurtdışına Abudabi'ye yerleşmişti ve onunla yazışmıştık. Bana oradaki günlerini, markette Türk markası çubuk kraker görünce nasıl sevindiğini yazmıştı, hala saklarım o mektupları. Ne güzeldir o kağıtlar, özel setler alırdım süslü zarfları, kağıtları olan.Kızıma hemen bir kağıt verdim ve yeni yazmayı okumayı öğrendiğinden ne istiyorsa onu yazdı. Güzelce zarfa koyduk hatta zarfı yaladı yapıştırmak için....herşey aynı buraya kadar. Sonra postaneye gittik..İşte o çok değişmiş, postane olmuş banka. Numara alınıyor, makinalar var, herşeyi ayırıp organize eden. Hiç postacı görmedik, pul yapıştırmadık ama yine de çok keyif aldık. Genetik galiba bazı şeyler, yazmayı sevecek o da belli. Şimdi kütüphaneye gitmek istiyormuş, bir sürü kitabı bir arada görmeyi bekliyor heyecanla. Ben de merak ediyorum, kütüphaneler bıraktığımız gibi mi?
Saturday, August 28, 2010
TAŞOZ ADASI
Taşoz çok ama çok büyük bir adaymış gerçekten de. Konaklamayı düşündüğümüz Patos’a doğru yol alırken adanın büyüklüğü ve yol boyu gördüğümüz mavi yeşilin tonları karşısında büyülenmiştik doğrusu. Sık sık ıssız koylarla karşılaşmamıza rağmen denize girmek ve konaklamak için Patos’a gitmeyi seçtik. Taşoz merkezden yaklaşık 20 km. sonra Patos’a vardık ama biraz daha
Friday, August 27, 2010
SELANİK VE HALKİDİKİ YARIMADASI
Wednesday, August 25, 2010
KAVALA
İpsala'ya 174km. uzaklıkta bulunan Kavala'ya 1923 deki nüfus mübadelesinde Kapodokya Rumları yerleştirilmiş. Kavala müslümanları ise başta Kapodokya olmak üzere Anadolunun diğer yerlerine gönderilmiş. Yani aslında Kavala resmen Tekirdağ ile kardeş şehir olsa da duygusal anlamda Kapadokya ile kardeş.
Hediyelik eşya dükkanlarını geçip sağda ilerlerken Mısır Valisi Kavalalı Mehmet Ali Paşanın külliyesi çıkıyor karşınıza. Şu an otel olarak kullanıldığı için içini tam gezemedik ama otel olarak son derece güzel ve bakımlı doğrusu. Kavala'ya gidince burada kalmak isterim doğrusu, İmaret Hotel...35 derece öğle sıcağında
Yavaş yavaş acıkmıştık ve önceden araştırdığım "Panos ve Zafira"yı aramaya yeni başlamıştım ki, sahilde tam önünde duruyormuşuz farkında olmadan. Bizi kapıda güleryüzlü ve çok iyi Türkçe konuşan Swetlana karşıladı ve onun önerileriyle harika bir ziyafet çektik. Panos ve Zafira, 1965 de Yunanistana göçmen olarak döndüklerinde Kavala Limanda bu şirin restoranı açmışlar. İşlerine olan sevgileri ve merakları ile kısa sürede çok başarılı olmuşlar ve ünleri dünyaya yayılmış. Ben de araştırdığımda BBC Good Food ve LA Times Gourmet tarafından ödüllendirildiklerini okumuştum. Burada yediğimiz deniz mahsüllerinin, otların ve balığın tadı uzun süre hafızamızda kalacak sanırım. Bu arada Panos ve Zafira şu an 90 yaşındalarmış ve köylerinde mutlu bir hayat sürdürüyorlarmış, kendilerinden sonraki nesil işe aynen devam...
Tuesday, August 24, 2010
ALEXANDROUPOLİS, KOMOTİNİ, XANTİ, FANARİ
Sabah beşte evden çıkışımızla, sınırı geçmemiz tam 4,5 saat sürdü ki saat dokuz buçukta Yunanistan topraklarında idik ve ilk durağımız gece de konaklayacağımız Alexandroupolis yani Türkçe adıyla Dedeağaç oldu. Dedeağaç, İpsala sınıra sadece 40km. uzaklıkta ve harika bir sahil şehri. İstanbuldan buraya haftasonu için balık yemeğe geliyormuş insanlar. Dedeağaç adını Meriç nehrinden alıyor, Yunanca adıyla Evros. Kalacağımız otel aynı adı taşıyan parkın içinde Grand Hotel Egnatia. Denize sıfır olarak konumlanmış ve kocaman havuzuyla otel çocukların çok ilgisini çekti tabi, onları tutmak ne mümkün. Önce deniz sonra havuz faslı yapıp yol yorgunluğumuza biraz daha yorgunluk katıp çevreyi gezmek için otelden ayrılıp arabamıza atlıyoruz ve ilk durağımız Gümülcine'ye doğru yola çıkıyoruz.
Akşam şehrin merkezine indiğimizdeki kalabalık bizi çok şaşırttı. Gündüz tek tük dışarıda gördüğümüz kişilere nazaran akşam denize karşı sıralanmış kafelerde oturan, yürüyen insan kalabalığı ilginçti. Sanki şehir akşamları uyanıyordu. O akşam Fenerbahçenin Selanik'in Paok takımıyla oynadığı maçın da etkisiyle her yer kalabalıktı ve herkes dışarıda maç izliyordu. Tabi biz Fenerbahçeli olarak çok ses çıkarmadan cadde boyunca ilerledik.
Sabahın ilk saatlerinde İstanbul'da başlayan günümüz, son saatlerde Yunanistanın Alexandroupolis şehrinde bitti. Geriye, Gümülcine, İskeçe, Fanari anıları kaldı.
Wednesday, August 18, 2010
TAM BEŞ YIL OLDUUUUUU

Tuesday, August 17, 2010
İSTANBUL KEŞİF ROTALARI 2010

Sunday, July 25, 2010
BUGÜNLERDE
- Sıcaktan
- Fazla konuşan insandan
- Yemek yapmaktan
- Ukalalığı sınırları aşanlardan
- Araba kullanmaktan
- Dışarıda yürümekten
- Boğazımın bitmek bilmeyen ağrısından
- İnsan ayrımı yapanlardan
- Sürekli bir çocuk oyunu yaratmaktan
- Düşünmekten
- Plan yapmaktan
- Eğitim hazırlamaktan
- İstanbulda olmak zorunda olmaktan
NEFRET EDİYORUM
Saturday, July 24, 2010
Bunu da görecekmişiz
Wednesday, July 07, 2010
El yapımı terlik
Tuesday, July 06, 2010
YAVRULARIMIZ DOĞDU
Ve anne.. Kuş olsun, insan olsun fark etmiyor işte. Evladına siper oluyor, koruyor, yiyecek taşıyor. Tek beklentisi var bizden, onları rahatsız etmememiz. Tabi sitedeki çocuklar da en az benim kadar meraklılar bu olay karşısında. Günde bir kez bakma şansları var, işte ben de o arada fotoğraf çekmeyi başardım. Bakalım yarın diğer dördüncü doğum da gerçekleşecek mi? Kuşumuz yavruladı, darısı isteyen tüm kuşların başına...
Monday, July 05, 2010
Nurdan&Ceren Tasarım
Yeni olarak hamile tişörtleri de eklediler kolleksiyonlarına ve ilk müşterisi kardeşim oldu. Bir erkek bebek bekleyen kardeşim için tasarladıkları tişört çok
