Bir pazar sabahını birkaç dakika da olsa kendime ayırabildiğim için mutluyum gururluyum. İşte vazgeçemediklerim; yüz maskem, peeling eldivenlerim, saç bakım serumum, tırnak eti yumuşatıcım, duş jelim ve vücut losyonum, göz çevresi bakım kremim, kayısı yağım, yüz kremim.... Bunların hepsini çoğu zaman aynı anda uygulayamasam da tek tek kullanmaya çalışıyorum. Amaaaaaaaa bugünnnnnnn..... Yoğun bir bakım yapıp hepsini layıkıyla uyguladımmmm ve aylık bakımımı tamamladım. Darısı bir sonraki aya....
Sunday, March 18, 2007
Monday, March 12, 2007
TATLI BİR PAZARTESİ
Tatlı bir pazartesi akşamı tatlı kızımla tatlı tatlı sohbet ederken tatlı yapmak istedi minik tatlım. Düşündüm taşındım ertesi gün de okuldan sonra bakıcı ablasıyla anneannesine oturmaya gidecekleri için elleri boş gitmesin diye tiramisu yapmaya karar verdim. Hem tiramisunun kekini ıslatmak için hazırlayacağımız karışımı kolaylıkla da o yapabilir diye malzemeleri ona verdim. Ben kakaolu kekini hazır aldığım tiramisunun kremasını hazırlarken o da 1 neskafe fincanının içine doldurduğum kaynar suyla 2 çorba kaşığı neskafe, bir çorba kaşığı toz şeker ve Dr. Oetker Finesse Ameretto-Bittermandel-Aroma (Acıbadem aroması) yı karıştırdı büyük bir zevkle. Kekin her iki katını da bu soğumuş karışımla ıslattık. Ben ayrı bir ten
cerede 3 yumurtanın sarısını, 1/2 litre sütü, 2 yemek kaşığı unu ve 2 çay bardağı şekeri koyup iyice karıştırarak orta ateşte pişirdim. Ateşten alıp buharı gidince 1 paket Labne peyniri ekleedim ve iyice karıştırdım. Bu karışımın yarısını kekin ortasına diğer yarısını da üzerine döktüm. Soğuyunca türk kahvesini elimde bulunan kalpli şablon yardımıyla tiramisunun üzerinde gezdirdim. Bu kısmını itiraf edeyim Duru'dan gizli yaptım yoksa sonuç bu kadar düzgün olmayabilirdi. Tiramisunun son halini görünce biraz şaşırdı ama bozuntuya vermedi ve "biz pasta yaptık" diye bağıra bağıra gezindi.
Sunday, March 11, 2007
Bence Ev-Ce
Hafta sonunu kızım ve annemle Sapancada geçirdik. Bu havada mı demeyin. Her havası ayrı bir güzel, kışın çıtır çıtır yanan şömine başında çay keyfi, buz gibi ama mis gibi havada derin bir soluk almak ve doğa gezileri.. nasıl geçti iki gün anlamadık bile. Doğayla, çamurla, to
prakla, çiçekle iç içe bir hafta sonuydu anlayacağınız. Her gittiğimde ayrı bir yer keşfediyorum İzmit- Sapanca arasında. Bu hafta da Sapanca'ya çok yakın Kırkpınar beldesinde Ev-Ce'nin harika mekanındaydık. Ev-Ce zaten benim her daim ev yapımı reçellerini, turşularını, salçalarını alıp kullandığım bir markadır. Her yerde bulunmaz ama sayfasına girip sizler de satış noktalarından size en yakınını bulup deneyebilirsiniz. Asıl bahsetmek istediğim Ev-Ce'nin imalathanesinin bulunduğu mekanın güzelliği ve harika tatları deneyeceğiniz, köy kahvaltısı yapıp yöresel yemekler yiyeceğiniz doğayla başbaşa kırevi. Tahtadan yapılmış bu şirin mekanda ve kocaman bahçesinde taze sağılmış süt, kö
y yumurtası, yöreye has peynir çeşitleri, gözleme, kendi üretimleri olan Çerkez ezmesi, acuka, odun ateşinde közlenmiş patlıcan salatası, baklava ve diğer tatlı çeşitlerini deneyebilirsiniz. Ev-Ce'nin güzel mekanı İstanbul'a yaklaşık 110 km. mesafede, gölü, ormanı, meyve bahçeleri, yemyeşil dağlarıyla bir doğa harikası olup, büyük şehirlerde yaşayan bizlerin hafta sonu tatilleri için tam bir dinlenme mekanı. Hem güzel yemekler hem de mutfak alışverişi yapmak için bence EV-CE.
Thursday, March 01, 2007
KUŞ MİSALİ
Kuş misali..Uçuyorum çelik kanatlar üstünde; kah burada kah şurada. Sabah yağmurla bırakıyorum toprağı başbaşa, öğlene parlak güneşli bir bozkırdayım akşam ışıklar üstünde uçuyorum. Deniz mi aşağıda görülen simsiyah boşluk yoksa bilinmezlik mi, sırlar dünyası mı, karanlık uçsuz bucaksız. Gece yarısı sıcak iki çift elle bitiriyorum günü.
Tuesday, February 27, 2007
BİR DİLİM PASTA

Bundan tam 11 yıl önce tanışmışız onunla. Öyle diyor, bir hastane odasında, ben o zaman Erkan'ı hastanede ziyarete gitmiştim ameliyat sonrası. O beni hatırlıyor, o da oradaymış o anda. Ama ben onu ilk oğlunun doğumunda tanıdım. 98 yılı, yeni bebek doğmuş...DORUK... ve sarılıktan dolayı hastaneye yatmışlar. O zaman ziyarete gitmiştim - o zaman arkadaşım olan Erkan'ın abisinin eşi hastanede diye- onu. Tanışmalarımız, karşılaşmalarımız hep keyifsiz ortamlarda olmuş şimdi yazınca düşündüm. Ama kalplerimiz ilk anda uyuştu onunla hep bunu hissettim. Benim için milad 98 yılı ve tam 9 sene...Bu kadar mı sevecektim onu, bu kadar mı kardeşim yerine koyacaktım. Bu kadar mı anlaşıp uyuşacaktık, iyi günde kötü günde bu kadar mı kenetlenecektik. Canımın içi Eltoşum, Burcu'dan bahsediyorum size. Gencecik yaşına rağmen hayatına sığdırdıkları, iki harika evlat,iyi bir eş,koskoca bir şirketi çekip çevirme, yurtdışı bağlantılar, veeeeeee şimdi de hayalindeki iş. Hep anlattığım yaptığı pastalar, kekler işte artık Burcu'nun mesleği oldu. Kalbinin güzelliğini, çok yönlülüğünü, pırıl pırıl gözlerini artık yaptığı pastalara katıyor. Burcu Bir Dilim Pasta'da sizlerle buluşuyor. Bazen bir foğrafınızı bazen bir hayali kahramanızı bazen de düşlerinizi pastalarınıza yansıtıyor özel günlerde özel kuarbiyeler ve daha neler neler.... Burcu'yu yakından tanımak isterseniz ve siz de onun enfes tatlarından denemek isterseniz Bir Dilim Pasta'yı ziyaret edebilirsiniz.
Sunday, February 18, 2007
KALBİMİN İKİ YARISI

Kalbimin iki yarısı onlar, yaşama sevinçlerim, hayat kaynaklarım. Evime bir başka giderim onlardan ayrı olduğum anların sonrasında. Onları orada bulacak olmamın enerjisiyle bir başka hızlanır adımlarım, direksiyonu bir başka çeviririm. Onların yanında değilsem içim içimi yer; acaba ne yapıyorlar, acaba ne yediler, acaba ne oynuyorlar. Onlarla anlamlı her dakika, onlarla güzel her anı. Cıvıltıları, kavgaları, dağınıklıkları, gürültüleri...hepsi bir başka güzel bir başka canlı. Onlarla varım, onlara bağlıyım, onları seviyorum, kalbimin iki yarısı kızım ve kocam.
Sunday, February 11, 2007
RENGARENK SALATA
Harika bir salata yaptım bugün. Yaz mevsimine yakışır aslında ama kışın da içinizi gönlünüzü şenlendiriyor. Süslü, kolay, göze hitap eden hem yemeklerin yanında garnitür olarak hem de misafirlerinize kendilerini özel hissettirecek çay ikramlarınızda yapabileceğiniz gökkuşağı gibi bir salata. Bunun için patates, havuç, şalgam ya da kırmızı lahana, taze soğan, maydanoz ve
dereotu gerekiyor. 8 tane orta boy patatesi kabuklarıyla haşlıyorsunuz ve soğuyunca püre haline getiriyorsunuz, içine bir limon suyu ve biraz zeytinyağ ekleyip karıştırıyorsunuz. Püreyi üç eşit parçaya ayırıyorsunuz. Parçaların birini rendelediğiniz şalgam ya da kırmızı lahana ile karıştırıyorsunuz. İkinci parçayı havuç rendesi ile, üçüncü parçayı da rondoda parçaladığınız maydanoz, dereotu ve taze soğan ile karıştırıyorsunuz. Ben annemden aşırdığım plastik kabı kullandım ama siz derin bir kabın içine alüminyum folya serip en alta şalgam karı
şımını, üste havuç en üste de maydanozlu karışımı koyup 3 saat buzdolabında bekletebilirtsiniz. Salata kendini bulunca kabı ters çevirin ve folyoyu çıkarın, işte manzara bu şekilde oluyor.Afiyetle yiyin ve beni anın.
Thursday, February 08, 2007
ÇÖKERTME ÇÖKERTTİ BENİ
Ah ahhhh .... Bir ah çeksem karşı ki dağlar yıkılır. Bu aslında off off idi ama of demeyi sevmiyorum. Bu ara ne kadar yoğunum ve tempolu koşturuyorum herhalde anladınız. Çok sık yazamıyorum. Aklı
m aslında hep burada yazacak çok şey var diyorum ama nerdeeeeee. Sabah kalk, kahvaltı yaptır hanımkıza annelik yap, işe git, eğitime git, toplantıya git akşama dek çalış iş kadını ol, eve gel, yemek yap yemek varsa ek birşey yap ev hanımı ol, hanımkızla oyna, onun gönlünü hoş et, yarın ki işleri planla, kocaya ilgi göster iyi eş ol.......Eeeee başka
? Başkaya kalp dayanır mı? İşte böyle gidiyor geçiyor günler... Ne yapıyorum, keyifli uğraşlar bulmaya araya sokuşturmaya çalışıyorum. Mesela gece herkes uyuyunca puzzle yapmak, tavşan kanı çay demlemek, ilgi alanımdan kitaplar okumak ya da süslü ama pratik akşam yemekleri hazırlayıp biraz göz zevki yapmak... İşte çökertme de bu akşamın yemeği idi. Hem kolay, hem fast food ya şirin kafelerde olan cins yemeklerden. hazırlaması çok ama çok kolay, yemesi çok zevkli. İşte tavuk ya da kırmızı ettten yapacağınız çökertmenin tarifi;
Ben kırmızı etten yapmayı tercih ettim evde olduğu için. 2 dilim bonfileyi tavada çok az yağda kızarttım. Patatesleri dilimleyip fritöze attım 10 dakikada kızardılar. Atom salatayı
ince ince dilimledim. Tabağın en altına salataları üstüne patatesleri ve en üste de kızartıp dilimlediğim bonfileleri dizdim. Hafif sulandırdığım yoğurdu üstüne döktüm ve en üste tereyağında erittiğim salça ve kırmızı biber sosunu gezdirdim. İşte tüm hazırlık bu kadar... Çöekertme hazırdı ve afiyetle mideye indi. Yorgunluğumun üzerine bu çökertme iyi geldi de beni biraz çökertti. Gözlerim kapanıyor, nerde benim tavşan kanı çayımmmmmm ?
m aslında hep burada yazacak çok şey var diyorum ama nerdeeeeee. Sabah kalk, kahvaltı yaptır hanımkıza annelik yap, işe git, eğitime git, toplantıya git akşama dek çalış iş kadını ol, eve gel, yemek yap yemek varsa ek birşey yap ev hanımı ol, hanımkızla oyna, onun gönlünü hoş et, yarın ki işleri planla, kocaya ilgi göster iyi eş ol.......Eeeee başka
? Başkaya kalp dayanır mı? İşte böyle gidiyor geçiyor günler... Ne yapıyorum, keyifli uğraşlar bulmaya araya sokuşturmaya çalışıyorum. Mesela gece herkes uyuyunca puzzle yapmak, tavşan kanı çay demlemek, ilgi alanımdan kitaplar okumak ya da süslü ama pratik akşam yemekleri hazırlayıp biraz göz zevki yapmak... İşte çökertme de bu akşamın yemeği idi. Hem kolay, hem fast food ya şirin kafelerde olan cins yemeklerden. hazırlaması çok ama çok kolay, yemesi çok zevkli. İşte tavuk ya da kırmızı ettten yapacağınız çökertmenin tarifi;Ben kırmızı etten yapmayı tercih ettim evde olduğu için. 2 dilim bonfileyi tavada çok az yağda kızarttım. Patatesleri dilimleyip fritöze attım 10 dakikada kızardılar. Atom salatayı
ince ince dilimledim. Tabağın en altına salataları üstüne patatesleri ve en üste de kızartıp dilimlediğim bonfileleri dizdim. Hafif sulandırdığım yoğurdu üstüne döktüm ve en üste tereyağında erittiğim salça ve kırmızı biber sosunu gezdirdim. İşte tüm hazırlık bu kadar... Çöekertme hazırdı ve afiyetle mideye indi. Yorgunluğumun üzerine bu çökertme iyi geldi de beni biraz çökertti. Gözlerim kapanıyor, nerde benim tavşan kanı çayımmmmmm ?
Saturday, February 03, 2007
UYGUNSUZ GERÇEK

Değişik bir başlık değil mi? Uygunsuz gerçek....
"Başımızı derde sokan kötü gelişmelerin özünde bilmediğimiz şeyler değil, başımıza asla gelmeyeceğinden emin olduklarımız vardır." Mark Twain'in bu gözel sözüyle başladı film.
Son zamanlarda izlediğim en güzel filmdi. Film değil tabi gerçekti. Küresel ısınmayı konu alan "Uygunsuz Gerçek" adlı filmden bahsediyorum. Amerika'nın eski başkan yardımcılarından Al Gore'un siyaseti bıraktıktan sonra küresel ısınmaya karşı verdiği mücadeleyi ve ülke ülke gezerek yaptığı sunumları anlatan bir film. Yeryüzünün nereye doğru gittiğini anlatan, bilinçsizce tükettiğimiz doğal kaynakları gösteren, insanoğlunun kendi sonunu
nasıl yarattığını anlatan harika bir film.Anne babaların, çocukların, gençlerin kısacası herkesin mutlaka izlemesi gereken hatta okullarda gösterilmesi gereken bir film olmuş bence. Çevremiz Al Gore gibi politikacılardan oluşsa bu dünya çok daha güzel olur herhalde.
Filmin sonunda ise küresel ısınmayı durdurmak için bir şeyler yapmak isteyenlere 10 ipucu veriliyor. İşte karbondioksit salınımını azaltmak için yapabileceğiniz 10 basit şey ve bunları yaptığınızda ne kadar karbondioksit tasarrufu sağlayabileceğiniz:
1.Ampulünüzü değiştirin
Standart akkor ampulünüzü tasarruf ampulü ile değiştirin, yılda 75 kg karbondioksit tasarrufu sağlayın.
2.Daha az araba kullanın
Daha sık yürüyün, bisiklet kullanın ve toplu taşıma araçlarından daha çok faydalanın. Araba kullanmadığınız her 2 km için 0,75 kg karbondioksit tasarruf edeceksiniz.
3.Geri dönüşüme katkıda bulunun
Evinizden çıkan çöplerin sadece yarısını geri dönüştürerek yılda 1200 kg karbondioksit tasarrufu sağlayabilirsiniz.
4.Lastiklerinizi kontrol edin
Düzgün şişirilmiş lastiklerle litre başına aldığınız yol %3 oranında artacaktır. Her 4 litre benzin tasarrufu, 10 kg karbondioksiti atmosferimizden uzak tutar.
5.Daha az sıcak su kullanın
Suyu ısıtmak için çok fazla enerji gerekmektedir. Daha az su tüketen bir duş başlığı ile 175 kg, giysilerinizi soğuk ya da ılık suda yıkayarak da 250 kg. karbondioksit tasarrufu yapabilirsiniz.
6.Ambalajları fazla olan ürünlerden kaçının
Çöpünüzü %10 oranında azaltarak 600 kg karbondioksit tasarrufu yapabilirsiniz.
7.Su ısıtıcınızı ayarlayın
Isıtıcınızı kışın 2 derece aşağı, yazın 2 derece yukarı ayarlayın. Bu basit ayarlamayla yılda 1000 kg karbondioksit tasarrufu sağlayabilirsiniz.
8.Bir ağaç dikin
Bir ağaç ömrü boyunca 1 ton karbondioksit emer.
9.Çözümün parçası olun
Harekete geçmek ve daha fazla bilgi almak için iklimkrizi'ni ziyaret edin.
10. Herkese anlatın ve arkadaşlarınızı uygunsuz gerçek filmini seyretmeleri için teşvik edin.
Friday, January 26, 2007
ARKADAŞ

Günlerdir beklediğim an gelmişti.
Uzun yıllar beraber çalıştığım arkadaşım Gamze bundan 7 yıl önce Amerika'ya yerleşmişti evlenip ve dünya tatlısı Damla olmuştu hemen sonrasında. Her yıl tatile geldiklerinde görüşsek de arkadaşımla sohbetin tadı hep damağımda kalır. Anlatılacaklar, yaşananlar, dedikodular....Bir türlü zaman yetmez.
İşte dün gece ailece bize geldiler. 10 yıl önce sadece ikimiz varken dün gece eşlerimiz ve çocuklarımızla çok daha kalabalıktık. Tabi bir o kadar da neşeliydik. Çocuklar cıvıl cıvıldı, ara sıra oyuncak paylaşımından dolayı ufak sıkıntılar yaşansa da, Damla'nın ağırbaşlılığı ve kibarlığı sayesinde hiçbir problem çıkmadı.
Biz Gamze'yle bir ara kendimizi mutfağa kapattık ve canım arkadaşımın geçen yıllarda yaşadıklarını, duygularını konuştuk. Uzaklık ne zor şey, arkadaşlarından, akrabalarından, yakınlarından. Dertleştik, sohbet ettik, gülüştük... Tadı damağımda kaldı. Ve en sevdiğim şarkı geçti aklımdan ".....dolduramaz boşluğunu ne ana ne kardaş......bu en güzel
bu en sıcak duygudur arkadaşşşş" Saturday, January 20, 2007
ÇOCUK

Bir yerlerde bir çocuk doğdu
Sancısını içimde duyuyorum
Kimbilir kimin çocuğusun
Gözlerinde güneşi görüyorum
*****
Gözlerinde hayat pırıl pırıl
Ellerinde ümitlerimiz var
Dünyanın tüm pisliklerine,
Sıkılmış o minik yumruklar
*****
Kim olursa olsun anan,baban
Sorumluyum onlar kadar senden
Adını hiç bilmesem bile
Benim öz be öz çocuğumsun sen
*****
Güzel bebek buram buram
İnsan, sevgi kokuyorsun
Bir küçük dünya gibi varlığın
Sırtında dünyayı taşıyorsun
Sezen AKSU
Tüm çocuklar sizler gibi şanslı olsa keşke, sizi ve sizleri çok seviyorum...
Wednesday, January 17, 2007
RÜYA MI GERÇEK Mİ?
Bugün hayatıma yıllar kattım, 20 yıl gençleştim, keyiflendim, sevgi pişirdim, güzellikler kokladım, yaşadığımı daha bir hissettim, bugün sadece kendi istediklerimi yaptım. Bugün ne mi yaptım; Mutfak Sanatları Akademisinde sabahtan akşama bir gün geçirdim. Harika yemekler öğrendim, yeni püf noktaları duydum, milli takım ahçılarımızı tanıdım, çok tatlı bir dost edindim Kevser adında ve tabi ki değerli ustamız, eğitmenimiz Esat Özata ile tanıştım ondan harika tatlar öğrendim.
Başlangıç olarak;
* Rezeneli Közlenmiş Biberli Erişte Salatası
* Kadayıfa Sarılı Jumbo Karides (Ödüllü Yemek)
Ara sıcaklardan;
* Keçi Peynirli ve Balkabaklı Muska Böreği
* Ilık Kişniş ve Tahinli Patlıcan Salatası
Ana Yemek
* Baklava Hamuruna Sarılı Sebzeli Levrek, Pırasa ve Mantarlı Patates Püresi Eşli
ğinde (Ödüllü Yemek)
* Biberli Buğday Risottosu Üzerinde Zeytinli ve Fesleğenli Tavuk Budu
Tatlılar
* Gül Lokumuna Sarılı Fıstık Krem
* Sıcak Tahinli Kek
Esat Hoca, altın madalyalı bir ahçı aynı zamanda bir üniversitede de bölüm başkanı. Zannetmeyin ki öyle yaşlı başlı. Topu topu 27 yaşında. Ama tam bir usta, gerek iletişimi gerek sınıf hakimiyeti ve gerekse şirinliği ile bugün bana kendimi süper hissettirdi. İyi ki onu tanıdım. Yemekleri kendimiz pişirdiğimiz için fotoğraf çekmek bana bayağı zor gelmişti kiiiiiiiiiiiii. işte bir diğer usta Ramazan Uğur Gömeç imdadıma yetişti. Uğur Usta da, eğitmenlerden; kendisi İtalyan Mutfağında ders veriyormuş. Bugün bize ve Esat Hoca'ya destek olmak için oradaydı sanırım. Gerek sohbeti, gerek bilgi paylaşımı, gerek esprileri ve hazırladığım yemekleri süsledikten sonra çektiği fotoğrafları ile günümü güzelleştirdi. Bu güzel fotoğraflar ona ait.Teşekkürler
Uğur Usta.
Gelelim yemeklere...... Bugün tarifleri yazamayacağım çünkü inanılmaz yoruldum ama yaptıkça hepsini yazıp görüntüleyeceğim, beni takip edin anlayacağınız....Harika hepsi...
Yemekleri yaparken hele taba
ğa koyup sunuma hazırlarken " acaba rüyada
mıyım" dedim hep. Yerken bunun gerçek olduğunu anladım ve gözümü kapatıp sadece GÜLÜMSEDİM!!!
Hafta başında iş yoğunluğumun
biraz sakin
olduğunu görüp iki yıl önce çikolata yapımına gittiğim ve tadı damağımda kalan Mutfak Sanatları Akademisinin internet sayfasına girip, bu hafta gidebileceğim programlara göz attım. "Davet Mönüsü" adlı program ilgimi çekti, çok fazla yemekli misafir ağırlayan biri olarak bundan daha güzel bir şey olamaz diye düşündüm. Konuklarımı ağırlamadan önce hep düşünürüm acaba özel ne yapsam diye. Hemen programa kaydımı yaptırdım ve işte beklediğim gün geldi.
biraz sakin
olduğunu görüp iki yıl önce çikolata yapımına gittiğim ve tadı damağımda kalan Mutfak Sanatları Akademisinin internet sayfasına girip, bu hafta gidebileceğim programlara göz attım. "Davet Mönüsü" adlı program ilgimi çekti, çok fazla yemekli misafir ağırlayan biri olarak bundan daha güzel bir şey olamaz diye düşündüm. Konuklarımı ağırlamadan önce hep düşünürüm acaba özel ne yapsam diye. Hemen programa kaydımı yaptırdım ve işte beklediğim gün geldi. Sabah 10:00 da başlayan program bayağı kalabalık sayılırdı ama herkes çok candan ve samimi görünüyordu. Yemek yaparken istasyon denilen şekilde ve iki kişi olarak çalışıyorsunuz, yani eşiniz çok önemli. Bugün o kadar
şanslıydım ki, usta bir hanım aşçıyla eşleştik ve çok iyi bir ikili olduk. Sevgili Kevser, "Sakarya Yerel Kültür Derneği"ne bağlı bir restoran işletiyor, Adapazarı'na özgü yerel yemekler pişiriyor. İnanılmaz bilgili tam bir gurme. Asıl mesleği Kimya Mühendisi ama o hiç işini yapmamış. Kendini mutlu eden bu alanı seçmiş ve çok da iyi yapmış bence. Yüzünün ışıltısı, gözlerinin gülüşü başka türlü olamazdı bence. Başörtüsü gibi rengarebk bir kişi.
Programın adı "Davet Mönüsü" ve işte yapacağımız yemekler;
şanslıydım ki, usta bir hanım aşçıyla eşleştik ve çok iyi bir ikili olduk. Sevgili Kevser, "Sakarya Yerel Kültür Derneği"ne bağlı bir restoran işletiyor, Adapazarı'na özgü yerel yemekler pişiriyor. İnanılmaz bilgili tam bir gurme. Asıl mesleği Kimya Mühendisi ama o hiç işini yapmamış. Kendini mutlu eden bu alanı seçmiş ve çok da iyi yapmış bence. Yüzünün ışıltısı, gözlerinin gülüşü başka türlü olamazdı bence. Başörtüsü gibi rengarebk bir kişi.Başlangıç olarak;
* Rezeneli Közlenmiş Biberli Erişte Salatası
* Kadayıfa Sarılı Jumbo Karides (Ödüllü Yemek)
Ara sıcaklardan;* Keçi Peynirli ve Balkabaklı Muska Böreği
* Ilık Kişniş ve Tahinli Patlıcan Salatası
Ana Yemek
* Baklava Hamuruna Sarılı Sebzeli Levrek, Pırasa ve Mantarlı Patates Püresi Eşli
ğinde (Ödüllü Yemek)* Biberli Buğday Risottosu Üzerinde Zeytinli ve Fesleğenli Tavuk Budu
Tatlılar
* Gül Lokumuna Sarılı Fıstık Krem
* Sıcak Tahinli Kek
Esat Hoca, altın madalyalı bir ahçı aynı zamanda bir üniversitede de bölüm başkanı. Zannetmeyin ki öyle yaşlı başlı. Topu topu 27 yaşında. Ama tam bir usta, gerek iletişimi gerek sınıf hakimiyeti ve gerekse şirinliği ile bugün bana kendimi süper hissettirdi. İyi ki onu tanıdım. Yemekleri kendimiz pişirdiğimiz için fotoğraf çekmek bana bayağı zor gelmişti kiiiiiiiiiiiii. işte bir diğer usta Ramazan Uğur Gömeç imdadıma yetişti. Uğur Usta da, eğitmenlerden; kendisi İtalyan Mutfağında ders veriyormuş. Bugün bize ve Esat Hoca'ya destek olmak için oradaydı sanırım. Gerek sohbeti, gerek bilgi paylaşımı, gerek esprileri ve hazırladığım yemekleri süsledikten sonra çektiği fotoğrafları ile günümü güzelleştirdi. Bu güzel fotoğraflar ona ait.Teşekkürler
Uğur Usta.
Gelelim yemeklere...... Bugün tarifleri yazamayacağım çünkü inanılmaz yoruldum ama yaptıkça hepsini yazıp görüntüleyeceğim, beni takip edin anlayacağınız....Harika hepsi...Yemekleri yaparken hele taba
ğa koyup sunuma hazırlarken " acaba rüyada
mıyım" dedim hep. Yerken bunun gerçek olduğunu anladım ve gözümü kapatıp sadece GÜLÜMSEDİM!!!
Tuesday, January 16, 2007
ÇOCUK DEMEK NE DEMEK
Çocuk demek renk demek, çocuk demek hareket demek, eğlence demek, gürültü demek, kir demek, karmaşa demek, neşe demek, yapılamayacakların yapılması demek, imkansızı imkanlı kılmak demek, çocu
k demek sabır demek, özveri demek, uykusuzluk demek, sürekli masal demek, oyuncak demek, dağınıklık demek,
güleryüz demek, istediğini yapamamak demek bazen de her istediğini yapmak
demek, kahkaha demek aynı anda avaz avaz ağlamak demek..... Kızım olduğundan beri hayatımda çok sık yaşıyorum bunları..Ama şimdi anlıyorum o hayatımda yokken ne kadar renksiz olduğumu, ne kadar çok hatırlanması gereken şey
olduğunu. Her gün bir güzellik, her gün bir nostalji, her gün bir hareket var hayatımda. Bazen zor olsa da sonunda hep yüzüm gülüyor. O olmasaydı, bir masal diyarına gider miydim acaba hafta sonu? Çocukluğumun Hanzel ve Gratel'ini, Kırmızı Başlıklı Kızı'nı, Alice Harikalar Diyarı'nı, Külkedisi'ni, Pamuk Prenses'i dinler miydim keyifle? Çayın yanına yaptığım kurabiyeleri "gülen yüz", "ayıcık", "yıldız".......şekillerine benzetip süsler miydim saatlerce? Hayat onunla çok daha güz
el, onlarla daha güzel. Çocuğunuz varsa onunla yoksa yeğeniniz, arkadaşınızın çocuğu, torununuz, çocuk esirgeme kuru
mundaki güzel yüzler, mutlaka bir çocukla hafta sonu geçirin. Canlandığınızı, neşelendiğinizi hissedeceksiniz.Monday, January 15, 2007
KIŞ GÜNLERİ
Günler yoğun geçiyor. Bu hafta neler oldu, neler bitti, neler oluyor...Kerem Bebek dünyaya geldi hatta bugün 1 haftalık oldu bile. İş gereği gözümde büyüyen Büyükçekmece ve Avcılar ziyaretleri yapıldı hatta Büyükçekmece sahilde ilk gençlik anıları tazelendi. Aylardır almak istediğim puzzle alındı ve yapımına başlandı. Kış böyle genelde hep koşturmayla geçiyor yazacak daha çok şey var ama çok fazla yazma keyfimde değilim. Bu arada anneme ve kardeşime yılbaşı hediyesi olarak ördüğüm atkıdan nihayet kendime de ördüm hem de aynı renk.... Bu atkıyı örmek hem çok kolay hem de keyifli. Üç ayrı renkte uzun şeritler örüp saç örgüsü yapıyorsunuz. Ben turuncu, kahverengi ve yeşili seçtim. Annemden ponpon yapmayı öğrenebilirsem bir ara
ucuna büyük ponpon da takmayı düşünüyorum.
ucuna büyük ponpon da takmayı düşünüyorum.
Sunday, January 07, 2007
HARİKA PAZAR, RENGARENK
Pazar sabahı erkenden yollara düştüm, Eltoş'la buluşma için, doğru onun mutfağına....Canım benim her zaman yanımda. Yarın bizim bebek Kerem gelecek dünyaya. En yakın arkadaşlarımızdan Berrin ile Tayfun'un ikinci çocukları, Can'ın da kardeşi bebek.
Uzun zamandır doğuma özel olarak ne yapsam diye düşünüyordum. Aklıma şirin kurabiyeler geldi ama cesaretim yoktu açıkçası. Kurabiye önemli değil onu yapardım da, süslemesi için hazırlanan karışımlara ne aklım eriyordu ne de malzemelerini biliyordum. V
e tabi en önemlisi bunları nerelerden bulabilirdim. Burcu'ya konuyu açtığımda, kalbi gibi mutfağının da bana açık olduğunu söyledi ve pazar günü bu işi beraberce yapabileceğimizi söyledi. Tabi havalara uçtum, çünkü şimdiden emindim harika bir sonuç çıkacağına. Veeee birazdan da göreceksiniz, eminim benden daha farklı düşünmey
eceksiniz. Kurabiye hamurunu ben yoğurdum. Beraberce karar verdik hangi kalıpları kullanacağımıza. Eh bebek kurabiyesi bu "emzik" olmalıydı. Şu an kış malum, bir "kardan adam" yakışır. Eh bir de "ördek" ve "patik"koyalım dedik. Burcu kalan hamurlardan bir "ayıcık", iki "gülen yüz" ve bir de kocaman "K" harfi de çıkardı. Kurabiyelere çubuk takıp fırında pişirdik. Onlar soğurken biz kurabiyeleri kontür gibi çerçevelemek için royal icing (yazı şekeri) denilen karışımı hazırladık ve tüplere doldurduk. Bu arada Burcu'nun
sevgili kardeşi Hande'de bize katıldı ve yardımlarını esirgemedi. Çerçevelerini beyazla yaptığımız kurabiyelerin içini de yine gıda boyalı karışımla doldurduk. İşte hazırlardı. Bir gün önce kurabiyeleri sarmak için jelatinlerimi, kurdelelerimi ve yazı yazmak için kartımı almıştım. Hem de leylekli bir kart.
Uzun zamandır doğuma özel olarak ne yapsam diye düşünüyordum. Aklıma şirin kurabiyeler geldi ama cesaretim yoktu açıkçası. Kurabiye önemli değil onu yapardım da, süslemesi için hazırlanan karışımlara ne aklım eriyordu ne de malzemelerini biliyordum. V
e tabi en önemlisi bunları nerelerden bulabilirdim. Burcu'ya konuyu açtığımda, kalbi gibi mutfağının da bana açık olduğunu söyledi ve pazar günü bu işi beraberce yapabileceğimizi söyledi. Tabi havalara uçtum, çünkü şimdiden emindim harika bir sonuç çıkacağına. Veeee birazdan da göreceksiniz, eminim benden daha farklı düşünmey
eceksiniz. Kurabiye hamurunu ben yoğurdum. Beraberce karar verdik hangi kalıpları kullanacağımıza. Eh bebek kurabiyesi bu "emzik" olmalıydı. Şu an kış malum, bir "kardan adam" yakışır. Eh bir de "ördek" ve "patik"koyalım dedik. Burcu kalan hamurlardan bir "ayıcık", iki "gülen yüz" ve bir de kocaman "K" harfi de çıkardı. Kurabiyelere çubuk takıp fırında pişirdik. Onlar soğurken biz kurabiyeleri kontür gibi çerçevelemek için royal icing (yazı şekeri) denilen karışımı hazırladık ve tüplere doldurduk. Bu arada Burcu'nun
sevgili kardeşi Hande'de bize katıldı ve yardımlarını esirgemedi. Çerçevelerini beyazla yaptığımız kurabiyelerin içini de yine gıda boyalı karışımla doldurduk. İşte hazırlardı. Bir gün önce kurabiyeleri sarmak için jelatinlerimi, kurdelelerimi ve yazı yazmak için kartımı almıştım. Hem de leylekli bir kart.
Günün anlamı açısından..Kurabiye yapımı bitmişti, Hande'de kahvelerimizi hazırlamıştı bu arada. Üç kız kurabiyelerin karşısına geçip eserimizi hayranlıkla izlerken bundan daha tatlı bir pazar olabilir mi diye düşünmekten kendimi alamadım. Teşekkürler Burcu ve Hande, güzel ellerinize sağlık.
Saturday, January 06, 2007
Bu kek nasıl bir kek?


Birazdan yazacağım tarifi yıllardır yaparım ve daha şaşırmayan aynı zamanda da sevmeyen çok fazla olmadı. Şaşırma sebebi genelde kabakla yapılması. Hayır tatlı kabağı değil, yemeklik yani dolma yaptığımız kabakla yapılıyor olması. Sebze sevmeyenlere de, keki midelerine indirdikten sonra onlara gerçeği açıklamak çok da eğlenceli oluyor. Bugün "yeşil kabaklı kek" tarifini yazacağım yarın ise Eltoş la buluşmam var, süprize hazır olun..
Yeşil Kabaklı Kek

* 2 adet küçük boy yeşil kabak
* 3 yumurta
*1,5 su bardağı tozşeker
* 1 su bardağı sıvı yağ
* 2,5 su bardağı un
* 1 tatlı kaşığı tarçın
* 1 paket kabartma tozu
* 1 paket beyaz çikolata
Önce yumurta ve şekeri çırpıyorum. Sıvıyağ, un, kabartma tozu, tarçını ekleyip hepsini karıştırıyorum. Kabakları yıkayıp kabuklarını soymadan rendeliyorum ve bu karışımı da hamur karışımına ekliyorum. Yağlanıp unlanmış kek kalıbına döküyorum ve önceden ısıtılmış 170 derece fırında pişiriyorum. Keki soğumaya bırakıyorum. Soğuyunca bir kaba aktarıyo
rum. Beyaz çikolatayı benmari usulü (Su dolu bir tencerenin içine daha küçük bir kap koyup, çikolatayı küçük parçalara ayırıp küçük kabın içine koyuyorum, Ateşi yakıp büyük tenceredeki suyu kaynatıyorum böylece çikolatalar eriyor.) eritip kekin üzerini kaplıyorum. Ama bu kez Dr. Oetker'in hazır "Beyaz Çikolata Sosu" nu kullandım, çok pratik hazırlaması. Genelde antep fıstığı rendesi ile süslerim keki ama evde olmadığından bu kez Hollanda'dan alıp bir türlü kullanmaya kıyamadığım renkli kalpli şekerlerle süsledim.Kabak tadını hiç almıyorsunuz ve ağzınızda dağılıveriyor, çikolata tadı da bir başka...
Wednesday, January 03, 2007
İYİ BAYRAMLAR; İYİ YILLAR
Özel bir seneydi; yılbaşı ve bayram aynı gün kutlandı. Hazırlıklar çifte kavrulmuştu yani. Her yer ışıl ışıl, rengarenk, bayram ba
yramdı ve bizde de hem yılbaşı hem bayram hazırlıkları son sürat yapıldı. Duru ile başladığımız elmalı pasta yapımına ben Duru'suz çikolatalı toplarla devam ettim. Cumartesi yani arife günü son kez alışverişe çıktık ailecek. Ve o da ne..... Nihayet Duru hayalllerindeki noel babayı gerçekten canlı canlı gördü. Hem de noel baba onun deyimiyle "NİNEL BABA" ona balon verdi. Çocuk olmak bu işte; saf, ufacık bir hayalle mutlu olmak. O kadar sevindi ki bebeğim. Alışverişimizi tamamladık ve eve döndük. Ertesi gün için hazırlıklar, yemekler... Son birkaç bayramı seyahatlerde geçirdiğimiz için bu bayram ailemizle geçirecek olmaktan dolayı mutluyduk. İşte bayram sabahı. Biz de minik bir aileyiz işte, sabah üçümüz harika bir hkahvaltı yaptık ve bayram turlarımız başladı. Önce annemler, babaannem, anneannem. Bunlar çok uzun sürdü sanmayın çünkü biz hepimiz aynı cadde üzerinde oturuyoruz, annemle babaannemin oturduğu apartmanlar arasında bir apt. var. Anneannem bir sokak ileride, biz de anneannemin karşısındayız. Yani bir çırpıda bitti bitecek
derken tabi en uzun kalış süremiz anneannemde oldu. Teyzeler, kuzenler, büyük kuzenler, büyük teyzeler derken bir curcuna bir eğlence. Özlemişim hep beraber olmayı. Küçüklere paralar verildi, büyükler çoraplandı, sabahtan bu yana üçüncü kez çaylar içildi, baklavalar yenildi. Öğleden sonra Erkan'ın annesine gidildi, onların ailesi daha küçük olduğu için daha sessiz ve sakin geçti bu ziyaret.Ve artık akşamüstü.. Yılın, 2006'nın son saatleri ve biz yoldayız. Sapanca'ya doğru yola çıktık. Yeni yıla sevimli evimizde gireceğiz annem ve babamla beraber. Gittiğimizde çıtır çıtır yanan şömine ve annemin daha önceden gidip demlediği çay bizi bekliyordu. Mis gibi hava, buz tutmuş havuzumuz, özlemle bizi bekleyen köpeğimiz CeyCey. Duru burayı sevmesinde nereyi sevsin?
Çaylardan sonra annemle harika bir sofra hazırladık, tek eğlencemiz Duru, müzik cd lerimiz, içeceklerimiz, okeyimiz, gece 00:00 da patlatacağımız narımız. İşte böyle girdik 2007'ye.
Nar bu kez paramparça oldu, kısmetler geliyor yani. Okeyde Erkan çok şanslıydı, hep şanslı bir yıl olsun. Duru geç saatlere kadar dans etti oynadı, hep böyle neşeli olsun. Annem yine unutkandı, unutkanlıklarla dolu bir yıl mı olacak? Babam neşeliydi, hep neşeli olsun. Ben ise mutlu, huzurlu, sevdiklerim yanımda, sıcacık bir yuvada... Daha ne olsun?Ertesi gün hep beraber dağa yani Kartepe'ye çıktık. Kayak yapanları gördükçe

çok heveslendim ilk kez bu kadar kayağa. Bu sefer kızakla idare ettik ama bundan sonra kesin kayak takımlarıyla çıkılacak dağa.
Yılbaşı gecesi için hazırladığım sıcak şarabı termosa iyi ki koymuşum evden çıkarken. Karda bir başka oldu sıcak sıcak içmek. Bembeyaz karlarda yuvarlandık ve artık dönüş vakti. 
İstanbul'a döndüğümde çok mutluydum ve bir adımda kar keyfine, bir adımda denize, bir adımda göle, bir adımda sevdiklerime kavuşabilmek. Malum bayram devam ediyordu ve bir minik ziyaretimizde Çocuk Esirgeme Kurumuna oldu, ama bu kısım beni biraz etkilediği için fazla yazmıyorum.
İşte bir bayram ve bir yıl böyle bitti. En kötü günlerimizin böyle olması en büyük dileğim...
Subscribe to:
Posts (Atom)