Friday, April 20, 2007

PRAG SON

15 Nisan Pazar, 4. Gün

İşte son günümüz. Artık sevdiklerime aileme kavuşmama çok az kaldı. Yurtdışı gezilerinin en güzel ve heyecanlı yanlarından biri de bu; sona yaklaştıkça evine yurduna kavuşmanın güzel coşkusu. Ben gidip gezmeliyim değişik memleketler görmeliyim ama bir süre sonra yuvama dönmeliyim ve o yuva ülkem olmalı. İşte bu dönüş sevinciyle bu son günümüzü son derece zevkli geçirmeliydik. Prag çok güzel bir şehirdi gerçekten de, görülecek çok yer var ve anlatmakla bitmez.


Bu son günümüzde Prag'a ilk geldiğimiz gün rehberimizin çok kısa panaromik bir tur ile bizi gezdirdiği yerleri sindirerek gezme kararıyla annemle çıktık yola. Bugün biraz Prag'ın toplu taşıma araçlarını kullanmaya karar verdik ve otelimizin önünden metroya bindik. İki durak sonunda şehir merkezinde indik ve meşhur 22 numaralı tramvaya bindik. Bu 22 numara niye meşhur çünkü neredeyse bütün Prag'ın şehir turunu yapıyorsunuz bu tramvayla. Önce Prag Kalesine gittik. Burada ilk olarak Ulusal Galeri'yi daha sonra da Prag Kalesi Resim Galerisini gezdik. Koleksiyonun büyük kısmı 1648'de İsveç ordusunca yağmalanmışsa da ilgi çekici resimlerin çoğu hala burada. Kaleden aşağı doğru "Altın Yol" boyunca yürüdük. Altın Yol adını 17 yy.da burada yaşamış olan kuyumculardan alıyor. Yol üzerindeki oyuncak müzesinde eski zamanların oyuncakları sergileniyordu ve gerçekten minyatür boyutlardaki oyuncaklar çok ilgi çekiciydi. Ama müzenin en üst katında açık olan Barbie sergisini görünce ağzım açık kaldı. Duru'nun burada olup da vereceği tepkiyi hayal ettim. Herhalde buradan dışarı çıkaramazdık onu. Bu kadar Barbie nasıl bir araya gelmiş aklım almadı. Daha sonra bu güzellikleri buradan sizlerle paylaşacağım.


Kalenin merdivenlerinden inip Kampa adasına yürüdük ve Vltava nehrinin kenarında oturup biraz nehir manzarası seyrettik. Zamanı durdurma imkanı olsa, bu anı durdurmak isterdim. Vltava'nın kenarında, Charles Köprüsünün altında pırıl pırıl havada yanımdan geçen ördekler....İnsanın ömrü uzuyor bu anlarda. Yaklaşık 15 dakika kadar huzuru içimize çekerek adanın bir başka güzel noktası yazar Franz Kafka'nın müzesine girdik. Karşımızda duran Charles Köprüsü yine kalabalık ama yine güzel. 31 aziz heykelinin bulunduğu bu köprüde 16.azizin heykeline elinizi koyup dilek tuttuğunuzda bu dileğiniz gerçekleşiyormuş rivayete göre. Biz de adet yerini bulsun dedik ve heykele ellerimizi sürdük. Köprü üzerinden yürüyerek şehri turlamaya devam ettik. Yavaş yavaş Prag saatlerimizin sonuna yaklaşıyorduk. Yurtdışına çıktığımda en sevdiğim şeylerden biri de market alışverişi yapmak oluyor. Değişik baharatlar, peynirler, soslar almak, orada yaşayan insanların kullandıkları ürünleri görmek benim için çok değişik oluyor. Prag'ın en ünlü marketi Tesco'dan birkaç küçük ıvır zıvır alarak artık alacaklarımızı da bitirmiştik. Göreceklerimizi gördük alacaklarımızı aldık paramız da bitti. Eh son noktayı yine en güzel meydanda Staromestska Kafede çaylarımızı içerek koyduk ve turun bizi alacağı nokta olan otelimiz City Center'a doğru yürüdük.



İşte Prag, Hitlerin bile bombalamaya kıyamadığı Prag.. Gerçekten de rüya gibiydi.

2 comments:

tiyatroblog said...

Çok başarılı yorumlar.
ben de pragdan dün geldim.

guffy said...

Teşekkür ederiz. Ben de haftaya annemle Prag'a gidiyorum. Anlattıklarınızdan çok faydalanacağız. Özellikle Black Light Theatre şovunu iyiki söylemişsiniz.