Bir insanın kalbi nasıl başka bedende çarpar, nasıl başkasının heyecanını, kaygısını, neşesini, üzüntüsünü yaşayabilir kendi bedeninde. Ancak "anne" olunca yaşayabiliyor bu duyguları ve yaşı kaç olursa olsun çocuğunun annelik böyle devam ediyor. 60 yaşındaki babam için babaannem hala endişe duyuyor üşür mü diye...Hiç bitmiyor kalp çarpıntısı çocuk varsa.
Bugün kızım ilk kez tek başına sahneye çıktı piyano solosu için. Eni topu iki parça çalacak ama gelin görün benim heyecanımı. Akşamdan başladı heyecan, sabah onu okula gönderdim hazırlanıyorum, aklım hep onda. Provada heyecanlanacak mı, kendini tanıtacağı metni ezberleyecek mi, çalamazsa üzülürse utanırsa çok üzülür mü, bir sürü heyecan ama hepsi de onun yaşayacaklarını düşünüp duyulan kaygılar...
Okula gittik hep beraber, provadalardı. Sonra konser başladı, sırayla geliyor eserlerini çalıyorlar tek tek...Sıra bizimkine gelmiyor, perdenin arkasından arada görüyorum , çok heyecanlı belli. On kişi geçt
i yok hala, biliyorum sıkıldı beklemekten, heyecanı dorukta dokunsan ağlar şimdi. Ya ben? Oturduğum yer sırılsıklam terden, ellerim ve ayaklarım sanki yok, kalbim boğazımda atıyor...Babası her an sahneye fırlamaya hazır en önde oturduğumuzdan, kızımız nota defterini koymaya yetişemez ya da mikrofonu açamazsa kendini tanıtırken diye..ne saçma olası şey değil ama işte insan her türlü olasılığı düşünüyor.
İşte o an geldi, elinde defteriyle girdi sahneden..Selam verdi, kendini tanıttı, çalacağı parçaları
-9.Senfoni ve Yaşasın Okulumuz-anons etti ve çaldı. Çalarken yüzünden neler hissettiğini, hangi anda heyecanlandığını hangi anda rahatladığını hepsini okudum, çünkü kalbim ondaydı o an. Ben oydum. Onun eli, onun kolu, onun kulağıydım o an.
Anne olmak demek hakikaten kalbinin başka bir bedende atması demek, bunu tekrar anladım bugün.



Biz daha yarışalım hayatla, yetiştiremeyelim işleri, kariyer koltuklarına yapışalım, bitmesin projeler, paraya doymayalım, aldıkça alalım, sevdiklerimizi ihmal edelim, çocuklarımızla akşamdan akşama görüşelim, büyümesini kaçıralım, lükse, markaya, çula çaputa yatırım yapalım, aramayalım birbirimizi sormayalım, hep küselim, fesatlıklar düşünelim, istemediğimiz şeyleri istemeden yapıp, içimizden geldiği gibi yaşamayalım, ana babamıza hasret olalım, kardeşimizi umursamayalım, işten güçten hiçbirine vakit ayırmayalım, en sevdğimiz arkadaşımızı yoğunluktan unutalım ŞİMDİ. NASILSA DAHA ÇOKKKK VAKTİMİZ VAR, YAPARIZ BİR GÜN HEPSİNİ.





molası için çok ünlü kahveler zincirinin Bebek şubesinden içeri giriyordum ki, kapıdaki zil ve yanındaki yazı beni dehşete düşürdü. Daha kaldırımlara park etmemeyi öğrenemediğimizi düşünürken, özürlüler ya da bebek pusetli ebeveynler için konulmuş bu zil çok düşünceli bir hareket olmuş doğrusu. Yardım için zile basıyorsunuz ve anında bir görevli gelip size eşlik ya da yardım ediyor, kafeye rahat girebilmeniz için. Buraya kadar herşey mükemmel. Önce ihtiyaç giderip sonra içeceğimi alayım keyif yapayım dedim ve alt katta bulunan tuvalete geldiğimde kapıda yine bir zille karşılaştım ama bu kez çok mutlu olmadım. "Tuvalete girmek için, ödeme fişinizdeki şifreyi giriniz" diyordu. Evet evet öyle herkes giremez tuvalete, hele ki fişinizi attıysanız ya da buradan bir alışveriş 