Tuesday, July 22, 2008

CİK CİK










Uzun zamandır hayalini kurduğumuz köy hayatını, yeşil hayatı Sapancada yaşamaya başladık. Uzaktan horoz sesiyle kalkıp, köy pazarından yumurta yiyip, kırmızı domateslerle süslenen kahvaltı sofraları ve akşam üstü sulanan çiçekler, bahçede çay keyfi, akşam gün batımında mangal. Tabi en güzeli de şu ara bahçemizde gezinen Hansel ve Gretel. Birbirlerinden ayrılamayan civcivcikler. Sapanca pazarından alınıp kendileri, evimize tarafımdan getirildi ve hayvanlara dokunamayan benim tarafımdan yine ellenmeye başlandı. Duru'nun tutturması en sonunda sonuçlandı ve civcivler eve yerleşti.




Güllerimiz, civcivlerimiz, petunyalarımız hatta ve hatta ayak deşen arılarımız....
''fotoğraflar Erkan tarafından çekildi''

Monday, July 21, 2008

KIZIM BÜYÜYOR














"Bir çocuk doğduğu anda bir anne doğarmış...."

Aynen böyle, onunla doğuluyormuş hakikaten. Her şey onunla güzel, hiçbir ses onun sesinden daha canlı değil, hiçbir renk ondan parlak değil, hiçbir tat onun tadını vermiyor ve dünyada karşılıksız verilebilecek başka sevgi yok herhalde. Uykusuzluğa, açlığa, yorgunluğa, şişmanlığa, gürültüye, dağınıklığa ve daha pek çok yorgunluğa değecek tek şey çocuk.

Kızım bugün bir yaş daha büyüdü, daha dün gibi 21 Temmuz 2004. Kucağıma verdiklerindeki bakışı, kokusu, sesi hala gözümde ve bugün... Prenses elbisesinin içinde o kadar mutlu ki. Sen ne zaman büyüdün de, kıyafet seçmeye başladın, ne zaman büyüdün de mumlar üfledin, ne zaman büyüdün de bu kadar arkadaşın oldu.










Güzel kızım canım kızım al yanaklım annesinin bir tanesi hep mutlu ol, hep canım ol.





Wednesday, July 16, 2008

BİZİMKİSİ BÖYLE BİR İŞ



Tam 12 yıl…Değişik şehirler, insanlar, şirketler, oteller, yemekler…Akşamdan bavul hazırlanır, yeni bir konu ise öğrenci gibi çalışılır, bazen bir havaalanından bazen bir taksi durağından başlar yolculuk ya da sabahın karanlığında araba çalıştırılır. Böyle bir iştir eğitimci olmak, bavul elimizde gezeriz biz iş gereği. Güzeldir ama , 12 yıldır tanıdığım insanları anlatsam cilt cilt kitap olur herhalde. Bazılarıyla olan ilişkimiz artık dostluk boyutlarındadır hatta. Her şehirde bir evimiz olur neredeyse, ya da uğrayacak, çalacak bir kapımız. Bir heyecandır her yeni eğitim. Acaba nasıl bir grup? Acaba nasıl insanlar? Eğitim sonundaki yorgunluğu teşekkürlerle biten cümleler alır götürür.

Hele bir de uzun süreli bir çalışmaysa, herkesle samimi oluruz, şirket dedikoduları hatta önce bize gelir. Her şirkette çalışan gibiyizdir, bazen bir bankacı, bazen bir sigortacı, bazen bir satış danışmanı bazen hastabakıcı…Çoğu zaman psikologluk yaparız aslında, çözümü olmayan sorunları dinler kişileri rahatlatırız.

Sevmeden yapılacak bir iş değil anlaşıldığı üzere. Önce insanları sevmek lazım, sabırlı olmak lazım, hoşgörülü olmak lazım, kibar olmak lazım, yol gösterici olmak lazım, rehber olmak lazım…. Lazım da lazım.

Ben hele bir de birkaç çalışma arkadaşımla gidiyorsam şehir dışı bir eğitime, keyfim yerinde olur işte o zaman. Uçakta başlar gülüşmeler, eğlenmeye zorlarız sanki kendimizi. Eğitim bitiminde nerede ne yesek nereyi gezsek derdi başlar bazen. Sanki aylardır İstanbul dışındaymış gibi.

Hiç mi yorulmayız? Ayaklar şişer, ellerdeki ojeler eskir, kıyafetlerin ütüsü bozulur, perişan bir görüntü olur eğitim sonunda.

Ama değer mi?

Her şeye herkese rağmen değer

Monday, July 07, 2008

YOLLARDA

İnsan ancak bu kadar mutlu olabilir herhalde, kızının büyüdüğünü görmek ve onunla tatil yapmak, gezmek, eğlenmek. ..Bir haftalık tatil maceramız başlamıştı, benim küçük teyzem, Duru’nun büyük teyzesi Güler, Duru ve ben. Direksiyonda ben, Yenikapıdan Bandırma feribotuna bindiğimizde sanki herkes tatil için yollarda görüntüsü vardı. Duru çıplak ayak feribota yayıldı ve oyuncaklarıyla oynamaya başlamıştı bile. Bense sabahın altısında kalkmaya alışkın olsam da feribot sonrası araba kullanacağımdan biraz kestirmeye koyuldum, bu arada Güler Teyzem ve Duru da birbirlerine alışmış olsalar gerek ki uyandığımda gayet mutlu oynuyorlardı. Feribottan inişte tatil heyecanı işte başlamıştı. Ayçiçek tarlaları sağ ve solumuzda bizi selamlar gibiydi Bandırma yolunda. Duru ısrarla ne zaman geleceğimizi sormaktan yorulmuş olsa gerek uykuya dalmıştı bile. Ayran mekanı Susurluk, Balıkesir geçilince benim için Altınoluk’a geldik demek olur hep. Çünkü artık ağaçlık ve daha eski yollar başlar, yol kenarlarında sebze meyve satan rengarenk şalvarlı Ege köylüleri bir tablo gibi dizilirler. İvrindi, Havran, Edremit daha çok bir şehir havasında iken Akçay ile tatil başlar. Yazlık evler, yollarda mayolu insanlar, bahçe mobilyaları satıcıları “Burada tatil var, deniz var, huzur var” mesajı verir. Kaplıcaları ile ünlü Güre’yi geçince artık yavaş yavaş yolun sonuna geliyoruz demektir. Sağda Afrodit ‘i gördüğümde hep hazırlanırım artık arabadan inmeye. Ve işte Duru da uyanmıştı. “Anneeeee ne kadar uzağa yapmışlar bu Altınoluğu” derken sesi ağlamaklı ve son derece gergindi, o da bizler gibi serin sulara atlamaya, akşam çarşı gezmeye, ikindi çaylarında kurabiye yemeyi, sahilden geçen satıcılardan abur cubur almaya sabırsızlanıyordu.
Bavullar inerken, Duru bir senedir görmediği oyuncaklarını anneannesinin çekyatlarının altından çıkarmak için sürekli bizi meşgul ediyordu. Çocuk işte, ne evin tozu, ne annesinin yorgunluğu umurunda değildi. Evde yüzüne bile bakmayacağı kırık dökük oyuncaklar salona yayıldı, biz onların üstünden atlayarak üst kata bavulları çıkarttık ve sanki deniz bir saat sonra bitip tükenecekmiş gibi mayolarımızı giydik ve doğru sahile.
Kalabalık aileyiz vesselam. Sahilde bizi Almanya’da yaşayan yazlarını ise Altınolukta sahildeki evlerinde geçiren teyzemler karşıladı. Bu sene 2 kızları ve bizim de ilk defa gördüğümüz 1 yaşındaki torunları Frida ile tatil yapıyorlardı ve biz cümbür cemaat, çocuk sesleri, çığlıklar, oyuncaklar ile dolu bir hafta geçirdik. Altonulukta tatil benim için teyzeler, kuzenler, çaylar, gözlemeler, börekler, yüksek sesle konuşmalar, şen kahkahalar demek.
Duru ile yaptığımız en eğlenceli şeylerden biri de annemin üç tekerlekli bisikleti ile sahile inmekti. Aslında yürüyerek çok yakın olan denize bu bisikletle gitmek bizim için bir hareketti. Çünkü denize giderken küçük çaplı bir ev taşıyor gibiydik ve Duru bu kalabalıkta arka sepette oturmaktan çok keyif alıyordu. Havlular, deniz şemsiyesi, kolluk, çay temosu, bardaklar, meyva,Durunun oyuncakları. Bunların hepsi o sepete sığıyordu ve o da bunların en üstüne oturmaktan inanılmaz zevk alıyordu. Tabi arada sırada ayağa kalkıp beni bağırtmaktan da zevk alıyordu.
İsviçre Alplerinden sonra dünyanın ikinci bol oksijenine sahip Kaz Dağları eteklerine kurulmuş olan Altınolukun birkaç kilometre ötesindeki Küçükkuyu’ya mutlaka uğramanızı tavsiye ederim yolunuz Ege’ye düşerse. Hele ki Altınolukla Küçükkuyu arasındaki sınırda bulunan Hasanaki Et ve Balık restorantta Egenin türlü otlarını, mezelerini tadıp taze balıklarından mutlaka yemelisiniz. Denize sıfır olan bu mekanda güneşin batışını izlemek herhalde ölmeden yapılması gerekenlerin başında geliyor.
Deniz, yemek, güneş Duru için elma şekeri, mısır, açma, pamuk helva, meyve derken güzel günler çabuk geçer misali bir haftayı işte böyle geçirdik. Anılarda kalan güzel bir hafta ile tekrar İstanbul’a gerçek hayata döndük ama hala tatil anılarını konuşmaya devam.

Monday, June 16, 2008

UZUUUUNNNN BİR ARADAN SONRA

Uzun aralar aslında bir sıkıntının mı habercisidir yoksa neşeden mi ara verilir bazı şeylere bilmem ama her ikisi de var deyip çok uzatmayacağım bu aranın nedenini. Neşe, keder, acı, elem hepsi insan içinse benim de vardı elbet yaz(A)mama sebeplerim ama işte uzun bir aradan sonra yine döndüm dünyama. Bu arada neler oldu neler yaşandı işte kısa bir gezintiye ne dersiniz?



Kızımın artık büyüdüğünü gördüm artık tek başına bir bireydi. Bizden bağımsız bir gruba üye idi ve çok başarılı bir birey, özgüveni yüksek, güleryüzlü, mutlu bir birey. Bir anne için en güzel duyguyu yaşattı bana tabi babasına da; topluluk karşısında bize gösteriler sundu arkadaşlarıyla. Yıl sonu gösterileri vardı 7 Haziranda ve Duru bale, folklor ve orf gösterileri ile gerçekten nasıl da büyüdüğünü gösterdi bize. Sahne açılıp da karşımda kuğu gibi duran o kız benim kızımdı. Gözleri nasıl da bizi aradı hemen. Canım kızım çok ama çok güzeldi o gün. Hele o mantar kıyafet yok mu, zaten minyon olduğu için tam bir mantar kızdı. Kafkas grubuyla başı çekti omzunda taşıdığı testisiyle ve en sevdiği şey bale.... Annesinin bir tanesi.



Büyük ailemizin en küçük ferdi, kuzenim Beyza'nın kızı Frida Sibel Arndt taaa Almanya'lardan bizi ziyarete geldi ve İstanbulda kaldığı süre zarfında bizim evimize konuk oldu tabi bu işe en çok sevinen Duru oldu. Ablalık keyfini doyasıya yaşadı bazen biraz karnı ağrısa da.





Geçtiğimiz pazar babalar gününü kutladık. Günler öncesinden çekirdek aile olarak fotoğrafımızı büyütmüştüm hediye olarak Erkan'a ama tabi bunu paket yapmak bir hayli zor olacaktı ve Durunun da emeği olsun diyerek beyaz kağıda sarılı hediyemizi Durunun resim yeteneği ile süsledik ve ortaya harika bir hediye paketi çıktı. Tabi bundan en çok keyif alan da Duru oldu.

Monday, May 12, 2008

DURU KIZIM



Bir gülüşünü dünyaya değişemeyeceğim, gözünden akan her bir yaşa canımı feda edebileceğim, senin mutluluğun için gözümü kırpmadan tehlikeye atlayabileceğim, ömrümü sana feda edebileceğim, karşılıksız hiçbir çıkar beklemeden seveceğim biricik kızım, DURU bebeğim senin annen olduğum için, bana bu duyguyu yaşattığın için ve hayatımda olduğun için sana sonsuz teşekkürler.

Friday, May 09, 2008

VİYANA USULÜ DANA ŞİNİTZEL

Herkes bilir şinitzeli. Tavuk şinitzel, dana şinitzel, hindi şinitzel...Kolay yemektir hele de çalışan bayan için cankurtarandır. Ama şinitzelin lezzeti de etindedir hani. Hele ki dana şinitzel yapacaksanız, eti iyi seçmek lazım. Evet evet bu akşam bizim menüde ne vardı anladınız. Açıkçası şinitzeli ya dışarıda yemeği tercih ederim ya da hazır tavuk şinitzel yapardım. Ama bu kez harika bir et aldım ve iyice incelttirdim ve bundan ne yapılır tabi ki harika bir şinitzel dedim. İnternetten baktığım tariflerin bana en uyanı, önce çırpılmış yumurtaya, sonra una ve en son da galeta ununa bulanarak kızgın yağda kızartılandı. Bu arada un dağılmasın diye çırpılmış yumurtaya biraz da su kattım.

Şinitzelin servis yaparken unutulmayanı bence üzerine eklenen terayağı. O tereyağ sıcacık etin üstünde eriyip üstüne limonu sıktınız mı, işte o tat.....nefis.....

Wednesday, May 07, 2008

BAŞUCU AYAKKABILARI

Sizin de bayramlarda yeni kıyafetleriniz oldu mu hiç? Biz çocukken bir heyecandı yeni bir kıyafet ya da yeni bir ayakkabı bayramda. Sonraları büyüdükçe unuttuk bu alışkanlığı ama küçükken annem alamasa bile mutlaka dikerdi yeni bir elbise. Tabi elbise, etek dikiliyor da ya ayakkabı? Ayakkabı her zaman alınmazdı o yüzden de daha kıymetliydi. Benim hatırımda kalan ilk ayakkabılarım, çok küçükken sanırım 3 ya da 4 yaşındayken bana alınan camlı ayakkabıydı. Alındığı zamanı hatırlamıyorum, hatırladığım onunla çekilmiş fotoğraflarım. Evet camlı ayakkabı. Aslında siyah rugan olup kenarı şeffaf bir madde olan bu ayakkabı benim için "camlı ayakkabı" oldu hep. Sonraları büyüdükçe annemin aldığı her ayakkabı önemli oldu, hatta hep başucuma koyup yattım onları. Dedim ya ayakkabı önemliydi, her zaman alınmıyordu.

Bugün de başucuma koyup yattım ayakkabılarımı. Bugün de aynı sevinci yaşadım, yaşattılar aynı heyecanı. Haftasonu çok beğenip de almaya karar veremediğim ayakkabıyı Erkan almış bana. Anneler günü hediyesini erken aldım bu sene: kızım ve kocamın çok ama çok değerli hediyesi. Bu gece ayakkabılarım başucumda uyuyacağım ve uyandığımda onları göreceğim. İşte bundan güzel daha ne olabilir hayatta?

Tuesday, May 06, 2008

ARKADAŞ




"Bir kıvılcım düşer önce, büyür yavaş yavaş

Bir bakarsın volkan olmuş yanmışsın arkadaş

Dolduramaz boşluğunu ne ana ne kardaş

O en sıcak o en güzel duygudur arkadaş"


.......


Böyle başladı arkadaşlık,hep birlikte söyledik bu şarkıyı.Sırdaşlık, dostluk, evlilik, aile, babalık.....




Bugün doğum günün, bir zamanlar çocuk olarak kutladın, bazen arkadaş, bazen dayı, bazen patron, bazen eş ve şimdi "baba" olarak kutluyorsun. Hem de harika bir baba.

Ve biz seni çok seviyoruz, her zaman seni hep mutlu görmek istiyoruz Duru ve ben. Neşeli, içten, bizimle...Doğum günün kutlu olsun canım.

Sunday, May 04, 2008

ÇİLEK ZAMANI




En sevdiğim meyveler hangileri diye sorsalar, ilk üçün içinde çilek gelir. Hele ki biz küçükken Şile'den Ali Amca'nın kendi elleriyle toplayıp kocaman sepette getirdiği çilekler hala aklımda. Şimdi her mevsim çilek buluyor olsak da, şu anda çıkanların tadı başka. Duru da benim gibi bir çilek canavarı ama o pudra şekersiz yemiyor. Pudra şekeri ve çilek onun için ayrılmaz ikili. Çilekten neler yapılır; herhalde ilk akla gelen reçel olsa gerek. Ben saplarını koparıp derin dondurucuda da stok yapıyorum, kışın keklerde, pastalarda, cheese keklerde kullanmak üzere. Tabi bir de muhallebinin üstüne dökmek için sos yapılabiliyor. Bizde çilek nasıl yeniyor; Duru dediğim gibi pudra şekerli seviyor, ben üstüne krem şanti ekleyip yemeyi seviyorum en kalorilisinden....Erkan'a gelince o daha çok benim hazırladığım çilekli frappacinoyu tercih ediyor. Buz kırıcıda çilek, buz, biraz meyva suyu, pudra şekeri ve bir parça çilekli dondurmayı karıştırıp büyük bardağa koyup keyif yapıyoruz. Bu şekilde içilebildiği gibi alkol sevenler votka ya da cin de ekleyebilir tabi.

Eh konu frappacino olunca hepimiz oturup afiyetle içiyoruz vallahi, ama herkesin cüssesine göre bardaklarla.

Saturday, May 03, 2008

SIZI


Sızım sızım sızlar içim
Gözümde akmayan yaşlar
İçimde yıllardan kalma birikim
Bilmem ne zaman patlar
Bilirim sonu var bunun
Bilirim sonu gelir her sorunun
Bilirim sonu var bunun
Çaresi bulunur, bilirim her sorunun
Hiç aç susuz yaşamadım ki
Hiç parasız pulsuz kalmadım ki
Hiç aşksız, sevgisiz olmadım ki
Neden, neye, kime bu özlem
Sızım sızım sızlar içim
Yüreğimde fırtınalar
Ve suskun artık umutlarım
Sanki benden hesap sorar

Thursday, May 01, 2008

GÜZEL BİR MEKAN

Anadolu yakasında hele ki Kalamış tarafına yolunuz düşerse size tam marinanın karşısında, palmiyelerin altında sanki doğanın içindeymişsiniz hissi yaratan bir mekandan bahsetmek istiyorum: CHOCOLATE.

İlk olarak Nişantaşı'nda açılmış ama malesef orayı görme şansım olmadı fakat Kalamış Chocolate, İtalyan mutfağının zengin menüsüne sahip ve gerçekten çok şık bir mekan. Şık dediğime bakmayın öyle çok şık gidilesi yerlerden değil. Şıklığı; dekorasyonu, sıcaklığı ve doğası.

En güzel yanı da çayı cam bardakta getirmeleri ve de demli olması. Biz Erkan'la yemeğe değil de çaya gittik ve yanında bir de ağzınıza layık Elmalı Turta yedik. Gerçekten de gerek tadı gerek sunumu dillere destandı.
Park sorunu da yok, çünkü yol çok geniş ve istediğiniz her yer sizin. Güneşli mayıs günlerinde ideal bir mola derseniz Chocolate ideal.

Wednesday, April 30, 2008

UZUN BİR ARADAN SONRA

Çok uzun zaman oldu yazmayalı ama çok geçerli sebeplerim vardı. Benim canım anneannem artık yok. Uzun zamandır hastaydı ve hep yatıyordu ama ona gidip sarılıyorduk, öpüyorduk, kokluyorduk, bakışıyorduk. Kızımın büyük anneannesiydi o. Ama artık yok, gitti... Kocasının yanına, meleklerin yanına. Eyüp Sultan'da kendi ektiği selvi ağacının altında yatıyor artık. Onu o kadar özlüyorum ki, hep evinin önünden geçiyorum. Ama artık o evde boş, eşyaları yok, kokusu yok, zilde adı yok. Telefon rehberinde artık ismi yok. Anneanneciğim seni çok özlüyorum.

Saturday, March 29, 2008

BUGÜN BENİM DOĞUM GÜNÜM

Yaş 35, işte yolun yarısı. Ne de çabuk geçti çocukluk, ilk gençlik, balayı, cicim ayları, annelik ve işte yolun yarısı bitti gitti. Tabi lafın gelişi. Belki de yol bitti bitecek yakında, belki de daha çeyreği bile yaşanmadı. Hayat ne getirecek ne götürecek bilinmez. Ama bu yaşıma kadar hep şanslı ve mutlu olanlardandım. Teşekkür edecek o kadar çok kişi var ki bunun için. Önce sevgili anneciğim ve babacığıma teşekkür, beni dünyaya getirdikleri için, bana çok güzel bir kişilik kazandırdıkları için, kendime güvenimi sağladıkları ve beni en iyi koşullarda okutup yaşattıkları için. Kardeşlerime teşekkür, benim her zaman yanımda oldukları için, teyzelerime teşekkür, birbirinden cana yakın oldukları için, beni hep sevdikleri için, arkadaşlarıma çok çok teşekkür, beni her zaman dinledikleri için, iyi günümde kötü günümde hep yanımda oldukları için, işim gereği eğitimlerime katılan binlerce kişiye teşekkür; onlar sayesinde aldığım alkışlar, sevgi sözleri ve işimi sevdirmelerinden ötürü. Kuaförüme teşekkür beni güzelleştirdiği, her gittiğimde kendimi özel ve önemli hissettirdiği için, iş arkadaşlarıma teşekkür, işyerinde mutlu ve huzurlu çalışmamı sağladıkları için, çevremdeki herkese, bir şekilde iletişim kurduğum herkese teşekkür beni gördükleri için ve en önemli iki teşekkür hayatımdaki iki özel insana: EŞİME ve KIZIMA. Canım Duru’cuğuma teşekkür bana dünyanın en güzel duygusu – anneliği - yaşattığı için, en üzgün anlarımda sımsıcak elleriyle yaptığı masajlar için, söylediği her sözle yüzümde tebessümler açtırdığı için ve en önemlisi KIZIM olduğu için. Eşime teşekkür, beni sevdiği ve bana değer verdiği için, onun için her zaman önemli olduğum için, en kötü günümde yanımda olduğu için ve gerçek arkadaşım olduğu için, canım olduğu için.

35 yaşıma kadar farkında olarak ya da olmayarak kırdığım, üzdüğüm, incittiğim herkesten de af diliyorum. Bu yazımı okuyan herkese de ayrıca teşekkür ediyorum, bana zaman ayırıp değer verdikleri için.

Thursday, March 20, 2008

Zamanla herşey unutulur, zamanın kendisi bile...

Ne güzel söylemiş arkadaşım Naci Elmalı, ''zamanla herşey unutulur, zamanın kendisi bile,.....''

Pekiyi acaba kalan izler ne olur? Onların da izi kapanır mı?
Kapanır ,zamanla herşey kapanır yeter ki yerine yeni ve hastalıklı yaralar açmasın, yeter ki çaresiz dertler olmasın. Herşey yaşananlarla kalıyor, zaman geçince insan bunlara mı üzüldüm diyor. Ama o an bunları düşünemiyor kimse. Hayattaki önceliklerini unutuyor bazen, neye üzüldüğünü neye yandığını anlamıyor o an. Bunlar korkutuyor beni yaşamımda her zaman. Belki de bu yüzden çok hassas olmam, her olayı aşırı boyutlarda yaşamam. Yaşadım mı tam yaşıyorum, sevdim mi tam seviyorum, üzüldüm mü tam üzülüyorum, ağladım mı tam ağlıyorum en aşırısından, en duygusalından, en acıklısından, en yoğunundan. Değişmek mi? Çok kolay olmuyor, çünkü bu benim örtüm. Heryerimi saran, beni ben yapan kıyafetim bu. Bu kıyafet olmadığında çıplak olurum ben. Ama şunu da biliyorum ki hayatta herkesin bir kıyafeti var, onu saran, onu koruyan, ona yakışan ya da yakışmayan. Kimsenin kıyafetini yargılamamak lazım ama benim kıyafetimi de kimse yargılamasın. Benim kıyafetimi beğenmiyor olabilirsiniz ama ben onun içinde rahatsam sadece anlayın, bana büyük gelen ya da beni rahatsız kılan kıyafetleri denememi istemeyin. Aslında galiba kıyafet sadece bir reklam , iç önemli. O kıyafetin içindeki beden, kalp önemli. İşte insanı insan yapan içindeki o kalp. En kötü insan, en sahtekar hırsız, en dişli katil bile bir kalple doğdu ve hala bir kalp taşıyor. Kendisine ait, kimsenin ulaşamadığı, sadece ona ait olan bir kalp. Herşeyini alırsınız ama kalbini, içini alamazsınız. Sadece o isterse kalbini vermek, kalbini açmak sadece onun isteğiyle....o zaman kalbi sizin olur. Ben bugüne kadar hep kalbimi açtım, kalbimi herkese verdim, kalbim hep herkese açık oldu, iyisinden kötüsüne, büyüğünden küçüğüne, huylusundan huysuzuna. Birkaç gün sonra 34 yaşım bitecek ve 34 yıl sevindim, üzüldüm, kırıldım, yıkıldım, coştum hep bu kalple. Bedelini bazen çok ağır ödedim , kalbim çok acıdı , çok sızladı ama hep kalbim istediğini yaptı ve çok rahattı.
''Zamanla herşey unutulur, zamanın kendisi bile,...''

Sunday, March 09, 2008

KADINLAR GÜNÜ

Bir anne, bir evlat, bir eş, bir abla, bir gelin, bir arkadaş, bir dost, bir torun, bir müşteri, bir kuzen, bir yeğen .......ve daha bir sürü birrrrr..Ama bir kadın. Hepsini, tüm rolleri üzerinde taşıyan çoğu kadından biriyim işte ve belki de çok daha fazla rolleri olanlardan daha şanslı bir kadın. Kimi zaman sabahın erkeninde kalkıp uçağa yetişmeye çalışan, eğitimler veren, topluluklara konuşma yapan bir kadın, kimi zaman önlüğünü takıp bakla ayıklayan, ekmek yapan, pazardan en güzel domatesi seçmek için uğraşan bir anne, kimi zaman organizasyon yapıp eşiyle kaçamaklar yapıp, sinemaya giden bir eş, kimi zaman arkadaşlarıyla kız kıza felekten geceler çalan bir dost , çoğu akşam ter içinde koşan, mekik çekip formunu korumaya çalışan bir sporcu, yaptığı yemeğin bir tabağını mutlaka ona götüren bir torun, iş dönüşü alışveriş yapmaya çalışan bir müşteri ve daha bir sürü şapka hayatta..Biz kadınlar böyleyiz işte, bir sürü rolü aynı anda oynayan, sürekli sahnede olan, antraktlarda bile boş durmayan kadınlar.Tabi ben şanslı olanlardanım, nice kadın var ki, hayatın güzelliklerinin yanından bile geçemeyen. Hayatta olan, olmayan, sevilen sevilmeyen, mutlu olan mutsuz olan, güzel çirkin tüm kadınların GÜNÜ kutlu olsun.

Sunday, March 02, 2008

Benim Ay'ım

Uzun bir aradan sonra yine buradayım. Koşturmaca, boş durmaca, stres, neşe, heyecan, üzüntü, fırtına, kar, sis...derken çok ihmal ettim yazmayı. Halbuki ben yazarak kendimi anlatmayı, yazarak duygularımı aktarmayı, yazarak paylaşmayı çok seviyorum. Ama bazen size de olur mu bilmem, hergün yaptığınız saç taramak, diş fırçalamak, giyinmek bile zulüm gelir hani. Gitmek istemez, kalmak istemez, yemek istemez, su istemez, gülmek istemez, ağlamak istemez olur musunuz? Buna depresyon diyorlar uzmanlar, dikkat etmek gerek. Yaşadıklarımdan ders almasam belki çok çabuk etkisi altında kalırdım bu duyguların. Ama artık düşsem de bir tutunacak dal bulup kalkıyorum, üstümdeki tozları, düşmenin izi olan birkaç sıyrığı silip devam ediyorum yola. Sıyrıkların acısı hemen geçmiyor, sızlıyor özellikle üstüne elleyince ama duymazdan gelmek, gözrmezden gelmek hafifletiyor yarayı.

Bugün bir gazetedeki ropörtajda çok güzel bir cümlenin altını çizdim:


" Kendine Ay'ı hedefle, ıskalasan bile en azından yıldızların arasına düşersin."


Ben Ay'ı hedefliyorum, benim Ay'ım sevgi, karşılıksız sevgi, insan olmak, mutlu etmek, çevreme hayat vermek...Iskalasam bile biliyorum ki çevremde bir sürü yıldız olacak.

Sunday, February 10, 2008

PANNA COTTA


Çok hafif, sunumu çok şık, yapımı çok kolay, yemesi çok keyifli bir tatlı Panna Cotta. Öyle adına bakıp da hazırlaması çok zor sanmayın, biraz bizim su muhallebisi gibi tadı olan bir tatlı olmuş yine Dr. Oetker'den. Sevgili kuzenim çalışıyor olmasa bu kadar dadanır mıydım ben bu yapımı kolay ama ne de olsa hazır tatlara? Evet galiba yine dadanırdım çünkü o kadar pratik, o kadar az malzeme ve o kadar hızla hazırlanıyor ki, bir de içeriğine bakınca evet evet Bahar olmasa ben yine alırdım. Bir misafir ordusu ağırladım bu hafta sonu, son dakikada da imdadıma Panna Cotta yetişti ve gerçekten de pazar akşamı için harika bir tat oldu, herkesi de pazartesiye tatlı tatlı hazırladı.

Sunday, February 03, 2008

DURU VE KUZENLERİ


Herşey bu kadar tatlı başladı, Erkan uğurböcekli bu pastayı yeğenleri gelecek diye aldı. Bıcırıkların en sevdiği şey olan pizzanın siparişi verildi. Oyuncaklar birer birer çıkarıldı. Ev özenle dağıtıldı. Bulut ve Duru arasındaki tatlı rekabet önce sohbetle başlarken sonra yavaş yavaş scooter kavgasına kadar dönüştü. Erkan ve Doruk arasındaki aikido töreni her zamanki gibi başladı. Koltuk tepelerine atlamalar yapıldı. İspiyonlamalar, dövüşler derken pastanın mumları üflendi, pizzalar mideye götürüldü.
Kısacası evimiz ev oldu, canlandı, neşe doldu, çocukların kahkahalarıyla şenlendi. Duru ve kuzenleri...Duru onlarla çok mutluydu.

Wednesday, January 30, 2008

ÇIFIT ÇARŞISI

Bu başlık size ne çağrıştırıyor: dağınık bir oda, karışık bir kutu, semt pazarı, kapalı çarşı?????Bu başlık tam benim çantama göre bir başlık. Evet evet hergün yanımda taşıdığım, benimle heryere gidip gelen çantamın içini boşaltınca işte karşıma çıkanlar:


* Çok sevmediğim ama sağlığım için mecbur olduğum SUYUM

* Biricik kara şimşeğimin ANAHTARI

* Spor yaparken çıkarıp çantamın içine sakladığım KOLYE ve YÜZÜKLERİM

* Her an bir toplantı bir buluşma olabilir diye yanımda taşıdığım SAVAŞ BOYALARIM

* Sıkılıp saçımı toplamak için kocaman TOKAM

* Her notumu, her adresimi herşeyimi yazdığım NOT DEFTERİM ve PEMBİŞ BONCUKLU KALEMİM

* İşim gereği çok fazla insanla çok değişik zamanlarda çok fazla konuşma yapma durumum olduğundan ağız kokusu giderici SPREYİM

* Para ve kredi kartı CÜZDANLARIM

* Leke çıkarıcı kalem

* Duru'nun oyuncak köpeği SNOOPY (Çantamda işi neyse)

* Islak mendilim

* Kağıt mendilim

* Alışveriş listem