Thursday, June 07, 2007

DOSTLAR


Bir tatlı huzur kaldı Kanada gunlerınden gerıye bır de guzel anılar. Burada hayat devam ediyor oradaki gibi. Burada gece iken düşünüyorum hep; oralarda birileri parkta oynuyor, gölde yüzüyor, işte çalışıyor ben yıldızları seyrederken. Tuhaf... ayrı zamanlar yaşanıyor ayrı tarihler. Ama ortak bir nokta var ki kalpler beraber, noktalı virgül konmuş dostluklarımız, içimiz acıyarak ayrıldığımız kuzenlerimiz, teyzemiz,eniştemiz ve sanal ortamdan tanıdığım ama sanki cok iyi tanışıklığımız varmış gibi hissettiğim Duygu. Sevgili Muti ve esprili eşi Hüseyin. Hepsiyle gecen güzel anlar var şimdi hatırımda tek tek. Vancouver'a yerleşen sevgili arkadaşımız Gökçen ve eşi Meral. Sanki hiç zaman geçmemiş gibi bizi sımsıcak karşılayan güzel insanlar. kaldığımız yerden kısa bir es vermişiz sanki. Sohbetine doyamadığım Gökçen, kısacık günde bize pozitif enerji depoladı, harika!!! rehberliğiyle Vancouver'ı bir gezdirdi ki anlatmakla bitmez. Ama akşam Stevenston'da güzel bir balık menüsüyle tüm günün acısını çıkarttık. İyi ki varsınız dostlar. Blogların göçebe Duygu'su..Hep yazılarını takip ederdim ve gıpta ederdim hayatına, bakış açısına, güzelliğine.. İşte beraberiz Kanada'da. Yazdıklarından daha pozitif, fotoğraflarından daha güzel, canlı, cıvıl cıvıl. O kadar işinin arasında bize vakit ayırdılar sevgili eşi Barış ile. Dünyanın bir ucunda buluştuk Duygu'yla ve sanırım iyi bir dostluk kurduk onunla da. Bundan sonra daha çok görüşmek dileğiyle sevgili Göçebe.




Muti ve Hüseyin, iki neşeli insan. Birbirlerini geç tanımış, hayatlarını kendilerince yaşamış ama yepyeni bir hayata yepyeni bir ülkede yelken açmış iki güzel kalp. Aynı gün dünyaya gözlerini açmışlar ve aynı yolda buluşmuşlar. Allah onları hiç ayırmasın çünkü ışıl ışıl gözleri birbirlerine çok yakışıyor.




Veeee bizi paşalar gibi ağırlayan, odalarını açan, soframızdan kuş sütünü eksik etmeyen sevgili ailemiz. Onlarla güzeldi herşey. Bizi evimizde gibi hissettiren, elimizi sıcak sudan soğuk suya sokmayan her daim yanımızda olan ve Duru'nun hayatında unutamayacağı anları yaşatan unutsa bile mutlu geçen onbesgünün hayatında cok önemli bir parça olmasına katkıda bulunan canlarım. Hersey o kadar guzeldi ki içtiğimiz kahvelerin kokusu hala burnumda.


Ama "gönül ne kahve ister ne kahvehane gönül sohbet ister kahve bahane". Gönül ister hep yanımızda olmanızı.

Sunday, June 03, 2007

SON DURAK CEHENNEM KAPISI







Hell`s Gate yani Cehennem Kapisi.



Kanada`da son duragimiz... 40 dereceye yaklasan sicaklikta dunyanin en uzun nehirlerinden biri olan Fraser in en genis noktasi olan bu kanyon gercekten de gorulmeye deger. Bin metrenin de ustunde bir yukseklikten gecen ve Air Tram adi verilen araclarla inilen kanyonda demirden yapilmis bir asma kopru var ki yurumeye yurek istiyor. Altindan hizla akan nehri demir parmakliklar uzerinde yururken her an dusecekmis gibi bir hisse kapiliyor insan. Kanyonda bulunan altin madeni artik cocuklarin oyuncagi olsa da hos bir hava katmis bu heyecan verici yere.






Air tram gercekten de oldukca yuksekten asagi iniyor ve asagi indiginizde sanki filmlerdeki vahsi bati sahneleri sizi karsilar gibi. Tahta kopruler uzerine insa edilmis tahta birkac dukkan, bir restoran, kucuk bir somon baligi uretim yeri..






Bir dukkan vardi ki Fudge Factory adinda, Duru icin tam bir cennet. Degisik sekerlemeler, cikolatalar ve kurabiyelerin oldugu bu dukkandan cikmak istemedi benim kucuk melegim.










Kanada`da yaptigimiz son geziydi bu. Artik donus vakti yaklasti. Seyahatlerin baslama ani kadar bu eve donus kismi da cok hosuma gidiyor. Evime, sevdiklerime, vatanima kavusmak..Bu kez icim buruk ama cunku bir yarim burada kalacak. Her guzel seyin de bir sonu var deyip guzel anilarimizla buradan ayrilmaktan baska care yok ama..

BEYAZ TAS




Yavas yavas sona yaklasirken ugradigimiz duraklardan biri de beyaz tas anlamina gelen White Rock oldu. Burasi bizim Salacak sahiline benzeyen Pasifik Okyanusunun hemen kiyisinda bir sayfiye sehri. Sahilden bakildiginda bizim Salacak-Harem sahil seridini andiran ve yukarisinda da Selimiye, Uskudar evlerine benzeyen denize nazir bir yerlesim. Aksamin ilerleyen saatlerine yaptirdigimiz yemek rezervasyonuna kadar tarihi White Rock tren garindan yuruyuse basladik. Sahil boyunca yururken Pasifigin ucsuz bucaksiz manzarasi, British Kolombiya`nin karli daglari ve yavas yavas batan gunes o kadar guzel bir manzara olusturuyordu ki tam bir doga harikasi. Kiyi boyunca dizilmis barlar, gece kulupleri, restoranlariyla tam bir deniz sehri idi White Rock. Ozellikle de kalabalik olmasi on bes gundur sessiz sakin hayatimiza bir baska renk katti. Buraya adini veren beyaz tasi uzaktan gormekle yetindik ama neden beyaz tas, nereden geliyor bu isim bilmiyorum dogrusu.



"Donulmez aksamin ufkundayim, vakit cok gec" yani artik yemek vakti. Boat House adi verilen restoranda kule seklindeki deniz mahsullerini tadarken batan gunes ve sicak muhabbetle bu gunu de bitirdik.

Saturday, June 02, 2007

GRANDVILLE ISLAND



Hava sicak mi sicak yollar guzel mi guzel biz de tam tatil havasindayken rotamizi bu kez Grandville Adasina cevirdik. Ada deyince bizim Buyukada gibi anlasilmasin aslinda bir yarimada burasi. Duru`nun once Stanley Park`da gonlunu yaptiktan sonra bu cok guzel dedikleri adaya dogru yola ciktik. Soforumuz Erkan, yardimci pilot bendeniz ve arkada surekli miziklayan arada bir de uyuyan kizimiz... Yollari artik iyice ogrendik ara sira yanlis yollara girsek de cinar yapragi isaretini bulup hemen yolumuzu buluyoruz. Efendim Kanada`nin meshur simgesi cinar yapragi bayraklarini anlattigi gibi Kanada otobaninin da isareti.




Yollari, evleri seyrederek meshur Grandville`e geldik iste. Burasi kucuk bir liman sehri. Marinayi bulup hemen bir tekne turu yaptik once tabi biz. Istanbul`dan alisigiz ya deniz gorunce hemen bir tekneye binecegiz illaki. Tekne ile Vancouver sehrini baska bir yonden de gorme firsati bulduk. Burada gercekten apartmanlar hayli yuksek ve bir o kadar da bakimli. Neredeyse tum ust katlarda agac var yani mustakil evde oturmayanlar da yesilligi balkonlarina tasimislar. Teknenin havasi bir baska oldu gercekten de; piril piril gunesin altinda hafif bir esintiyle guzel bir gezi oldu bu yarim saatlik tur.





Tekneden inince buranin Public Market diye bilinen ve bizim Misir Carsisinin kucuk bir benzeri olan pazara girdik. Cicekcileriyle, cesit cesit sebze meyveleriyle, sarkuteri dukkanlariyla dunyanin her ulkesinden yuzlerce insan barindiran bu pazar bize ulkemizi hatirlatti. Pazardan cikip kendimize nehrin hemen yaninda bir kafede cay ismarladik. Gelen cay tepsisi gercekten de cok ilgincti. Malum burada oyle demleme cay yok; poset caylari caydanliga koyuyorlar ve demlenmesini bekleyip oyle iciyorsunuz, genel de en buyuk problem de cayin ne zaman demlendigini anlamiyor olmaniz. Bu tepsiye bir kum saati koymuslar ve demlik posetlerini caydanliga atar atmaz kum saatini ters cevirmisler. Kumlar bitince cay da demleniyor. Ilginc bir metod geldi bana ama nerede bizim tavsan kani ince belli bardakta Rize cayimiz nerede bu cay....





Caylarimizi icip adanin girisinde bulunan parkta biraz kazlari sevip biraz yesillikte dinlenerek ve tabi Duru`nun parkta oynamasina eslik ederek Grandville Island maceramizi da bitirdik.

Friday, June 01, 2007

GOLLER BOLGESI


Burasi tam bir gol cenneti. Neredeyse her sokakta bir gol var. Kimisinde yuzebiliyorsunuz zaten denizden bir farki yok. Kimisinin yollarinda yuruyus yapip piknik yapabiliyorsunuz. Zaman zaman ailecek zaman zaman da biz kendimiz -Duru, Erkan ve ben- bu gollerin keyfini cikardik. Hafta sonu Harrison adi verilen ve yazin da sayfiye yeri olan gole cumbur cemaat bir gezi yaptik. Malesef hava sansimiza o gun bayagi serindi ama daha onceleri de yazdim ya bizi gezmekten hicbir sey alikoyamadi. Harrison gercekten de teyzemin yazin gelip yuzdugu kadar varmis. Ben soylemeseler burasi gol mu deniz mi anlamazdim.





Cultus golu bizim ucumuzun yaptigi yolculuklardan biriydi ve gercekten de 34 derece sicaklikta bize pek iyi geldi. Masmavi su ve yemyesil cayirlarin uyumu sanki bir film karesini canlandirdi bana. Yanimiza yiyecek birseyler almadigimiza hayiflanarak golde vakit gecirdik.




Amerika sinirina cok yakin olan -nerdeyse 500 metre- Aldergrove golu ise yapay bir golet. Yuzme yasagi yok ama sanki cocuklara daha uygun bir gol burasi. Golun kucuk olmasina karsin bir ormanlik alani var ki gercekten de yesilin her tonunu burada gorebiliyorsunuz.



Gelelim bizim gole' yani eve yuruyus mesafesinde olan ve Duru`nun icindeki parklarda bolca vakit gecirdigi Mill Lake yani Mill Golu`ne. Burasi gercekten de Abant gibi. Burada yuzmek yasak ama cevresi, uzerindeki asma kopruleri, cevresindeki evleri, golun uzerinde acan nilufer cicekleriyle cennetten bir kose sanki. Burada park olmasindan dolayi bizim ayrica cok sevdigimiz bir gol oldu burasi hatta bazen piknik cantamizi hazirlayip oglenleri yemegimizi bile burada yedik. Golun cevresindeki duzluklerde gezen sincaplari ise kelimelere dokmek gercekten imkansiz. Duru gunduzleri sincap aramaktan ve havalara bakmaktan bir hayli bitap dusuyordu, neyse ki caddelerde de sincaplarin gezdigini gorunce rahatladi ve biz de bir nefes aldik.

Bu goller gercekten de bitecek gibi degil, ama gole yakin bir yasami olunca da insanin omru bitecek gibi degil.

Thursday, May 31, 2007

WHISTLER


Gunler geciyor donus vakti yaklasiyor. Bulbulu altin kafese koymuslar yine de vatanim demis misali hersey heryer herkes cok guzel burada ama ille de vatanim ille de sevdiklerim. Ama bir yarIm burada kalacak bu sefer cunku burada da cok sevdiklerim var. Onlarin ozlemi olacak bu kez de. Ama aklimizda hep guzel anilar kalacak. Bu anilardan biri de gectigimiz pazar gunu yaptigimiz Whistler seyahati olacak. Whistler bir kayak sehri ayni zamanda da 2010 kis olimpiyatlarinin yapilacagi yer. Yaklasik 2'5 saatte vardik Whistler`a ve vardigimizda karsilastigimiz manzara superdi. Kayak yapanlar, bisikletle daglara tirmanip adrenalin gosterisi yapanlar, snowboard cular....Dahasi super bir kayak sehri, harika otellerin oldugu. Olimpiyatlar icin inanilmaz bir hazirlik var, oteller yenileniyor, yollar yapiliyor.

Cok sik magazalar, kafeler, restoranlardan olusan bu minik sehir kis sporu sevenler icin ideal. Whistler`dan cikip donus yolumuzda cok buyuk bir selale olan Shannon`a ugramayi da ihmal etmedik. Daglardan gelen buz gibi su bizim Bolu Dagindan akanin aynisi. Gercekten de ulkemizin ne kadar cok guzellige sahip oldugunu buralari da gorunce bir kez daha anladim.



Whistler`i herhalde 2010 kis olimpiyatlarini televizyonda izlerken bir kez daha anacagiz gibi.

Tuesday, May 29, 2007

DAGLAR DAGLARRR

Kurban olam yol ver gecem...Sevdigimi son bir olsun yakindan gorem...

Bu sarkiya uygun bir tur yaptik Kanada`da gercekten. Turkiye`de de gelmeden cok merak ettigim yer olan Capilano Suspension Koprusu`nu gorecegimiz bu tur icin Vancouver sehir merkezinde Pan Pasific otelin onunden Landsea Tours adli turun sirin otobuslerine bindik ve Kanadali guleryuzlu rehberimiz Brian ile yola ciktik. Ilk duragimiz somon baligi uretme ciftlikleri oldu. Kanada deyince ilk akla gelenlerden biri de somon baliklari. Bizim Adapazari-Sapanca yoresindeki alabalik ciftlikleri gibi burada da somon ciftlikleri var tek farki bizim alabalik ciftliklerinin hemen yaninda aile restoranlari olur hani kapisinda "Aile Salonumuz Ust Kattadir" diyen. Burada oyle yemek yerleri yok. Turkiyeden de cok asina oldugumuz ciftlikler Duru`nun ilgisini cektiyse de bana oyle cok da degisik gelmedi. Ciftlikten Capilano`ya dogru yola ciktik Brian`in rehberliginde. Gittikce tepelere dogru tirmanmaya baslamisti otobus ve tum Vancouver ayklarimizin altindaydi sanki. Capilano koprunun bulundugu semtin adi. Iste dunyanin ilk asma koprulerinden olan Suspension Bridge. Iki yesil vadiyi birlestiren bu tahta kopru uzerinde yurumek gercekten de cesaret istiyor. Altindan nehrin aktigi ve cok yuksek olan bu kopru surekli sallaniyor. Hele bir de ustunde fazla sayida insan varsa, kalbi olanlar yurumesin derim. Tabi biz cumbur cemaat kopruye ciktik ve tahta yoldan Duru`nun onderliginde ilerledik. Koprunun diger yakasina gectigimizde yesilin her tonu, doganin tum guzellikleri bizi bekliyordu. Kucuk dereler uzerine insa edilmis tahta koprulerden yurumek cok guzeldi ve hava da sansimiza cok acikti. Capilano Suspension Bridge benim su ana kadar Vancouver`da gordugum favori mekandi. Capilano`da ogle yemegimizi yedikten sonra Grouse Dagi`na dogru cevirdik rotamizi. Belli bir noktaya kadar arabayla cikilan bu mekanda otobusten indikten sonra buyuk bir teleferige biniliyor. Aman allahim heryer kar oldu birden bire ve sehir sanki kucucuk kaldi asagida. Gercekten de sehrin en yuksek tepesindeydik ve gunesin yaktigi bir havada hem kar hem gunes ayni anda yasaniyordu. Lumberjack sov icin yerlerimizi odun kutuklerinin uzerinde aldik ve bu harika outdoor sovu heyecanla izledik. Grouse Mountain bizim Uludag`a cok benziyor fakat burada pistler daha buyuk ve daha cok. Dagdaki otelin harika terasinda kahvelerimizi ictik bir tarafta karli daglar, onumuzde yemyesil orman ve asagida guzel Vancouver. Son duragimiz burasi olmasina ragmen Brian`in harika tur rehberligi sayesinde baraja da gittik ve yesile doyduk gun boyunca.

Monday, May 28, 2007

STANLEY PARK

Yapilacak o kadar cok sey var ki burada hangisini hangi gun yapacagimizi sasirdik. Geldigimiz ilk gunler tatil oldugu icin butun aile program yapabildik ama hafta ici olunca herkes arabasina binip isine gidince biz de kendimize bir araba kiraladik ve iste maceramiz basladi. Duru, Erkan ve ben ilk defa yalniz kaldik ve bu da yetmezmis gibi arabamizla Vancouver`a dogru yola ciktik. Yabanci bir ulkede hic bilmedigimiz yollarda ve de kaldigimiz yere 1 saat uzaklikta buyuk sehre gidiyorduk... Benim elimde harita bir yandan cevreyi gormeye calisiyor bir yandan da yol buluyordum. Tabi Duru`nun da sikildim nagmeleri hic durmuyordu bu arada. Yolumuzun ustunde kocaman bir cocuk parki gorunce once onun gonlunu yapalim dedik ve bu devasa parkta kendimizi bulduk. Gercekten de Duru bayagi keyif aldi buradan ve ciktigimizda Istanbul`dan cok alisik oldugu marka Toy`s R`Us i gorunce sevincten cildirdi. Gel de girme oyuncakciya. Gezmek guzel de daha anayola cikip asil hedefimiz Vancouver`a gidecektik daha. Anayola cikmak sandigimizdan zor olsa da iste yola ciktik. Yol boyunca yesillikler, kar kapli daglar artik klasik bir manzaraydi. Anayoldan cikip bizi Vancouver`in merkezine baglayan bir caddeye girdik ki tam bir kabus cadde. Hasting adi verilen bu cadde gibisini ben bugune kadar hicbir ulkede gormedim. Evsizlerin, hapcilarin, alkoliklerin bulundugu bu caddede arabada olsa bile insan tedirgin oluyor. Degisik kiyafetli, envayi cesit suratli yuzlerce evsiz cadde boyunca dizilmislerdi. Bambaska bir Vancouver vardi karsimizda. Caddeyi ilerledikce manzara guzellesti ve iste yolun sonunda Kanada`nin ikinci buyuk parki Stanley Park. Gercekten de devasa bir park ve sehrin en guzel yerinde. Once parkin icindeki Fish House`da Kanada`nin unlu somon baliklarindan yiyerek gezimize basladik. Gercekten de zoru basarmistik ve cok guzel bir bicimde yolu bulmustuk Erkan`la. Baliklarimizi yemyesil bahcede yedik ve parkin icindeki unlu akvaryumu gezmekle ise basladik. Tabi benim hayvansever kizim buradaki baliklara, yunuslara, su samurlarina bayildi. Akvaryumda degisik deniz hayvanlarini gorme firsatimiz oldu. Park o kadar buyuktu ki saatler yetmeyecekti yuruyerek gezmemize. Biz de fayton turu aldik ve degisik milletlerden insanlarla tum parki keyifle gezdik. Gercek totemlerin oldugu bolgede faytondan inip fotograf cekmeyi de ihmal etmedik tabi.






Gezi bittiginde biz de yorgunluktan bitmistik. Ilk kez yalniz seyahat ettigimiz icin fazla gec kalmamak icin yola koyulduk. Gunes batmak uzereydi ve biz yolda hafif bir muzikle kucuk Abbostford`a dogru ilerliyorduk...

Sunday, May 27, 2007

KANADA GUNLERI

Iste gittik gidecegiz derken Kanada`da daha da dogrusu Vancouver`da bir haftamiz bitti bile. Teyzemlere olan ozlemimiz bitecek derken her gecen gun daha da artiyor bir hafta sonra yeniden ayrilacagimizi dusunerek. Gercekten kuzenlerime, enisteme, teyzeme doymak mumkun degil. O kadar guzel vakit gecirtiyorlar ki bize. Bir haftadir en guzel yerlerde geziyor en mutlu anlarimizi yasiyoruz onlarla. Yasadiklari yer Vancouver`a 1 saat uzaklikta Abbostford adli bir kucuk sehir. Gercekten minicik, yemyesil tek katli ve bahceli evlerin oldugu sakin bir kasabaya benziyor daha cok. Buraya geldigimiz ilk ginden beri cok fazla gezme imkani bulduk, Turkiye`ye donunce detayli yazacagim ama ilk geldigimiz gunun ertesi gunu gittigimiz ve bir gece de kaldigimiz Victoria sehri gercekten aklimda en cok kalan yerlerden biri oldu. Vancouver adasinda bulunan bu ufak sehirde bir suru guzellik bir arada bulunuyor. Buraya bir feribotla gectik. Pasifik okyanusunda gemiyle gezecegim hic aklimdan gecmezdi. BC Ferries denilen ve bizim Bandirma-Yenikapi feribotlarina cok benzeyen bu gemiyle yaklasik 1,5 saatlik yolculuktan sonra adaya geldik ve biraz daha yol kat edip Victoria sehrine ulastik. Havanin yagmurlu olmasi bizim gezmemizi kesinlikle engellemedi ve unlu The Empress otelin onunden gecerek ilk olarak Royal BC muzesini gezdik. Ertesi gunun Vicoria sehrinin tarihi gunu olmasi sebebiyle her yer cok kalabalikti ve biz muzeye girebilmek icin neredeyse 1 saat sira bekledik. Muzede ozellikle Titanik gemisinin ozel esyalarinin sergilendigi bolum benim cok ilgimi cekti fakat Duru surekli hayvanlarin maketlerinin oldugu yerlerde dolasmak istedigi icin cok fazla detayli gezme firsatimiz olmadi ROYAL BC Muzesini. Buradan cikip hukumet binasinin onundeki torenleri izledik tabi izlerken de nerde bizim Mehter Takimi demekten kendimizi alamadik. Victoria tam bir deniz sehri. Marinasi, genis ve kalabalik caddeleri, Cin mahallesi ile Avrupa sehirlerine cok benziyordu. Yemeklerimizi yiyip kalacagimiz otele kendimizi atmamizla uyumamiz bir oldu ve uyuyus o uyuyus... Sabaha kadar....





Sabah kapali ama yagmursuz bir hava bizi bekliyordu. Butchart Gardens`a dogru yola ciktik. Aman allahim burayi anlatmak icin kelimeler yetersiz kalir. Cennet dedikleri bu olsa gerek. Bir doga harikasi. Bu kadar cicegi bu kadar yesili bir arada gormedim ve gorecegimi de zannetmiyorum. Su an web sitesini sadece yazmakla yetiniyorum cunku programda bir aksama var ama bu siteye girmenizi siddetle oneririm. www.butchartgardens.com




Butchart gercekten de gorebilecimiz en guzel bahceydi. Binlerce cicek, binlerce yesil bitki, dogal goletler....Buradan cikip 5 km. uzaklikta Butterfly Gardens denilen kelebekler bahcesine gittik ki, burada da yururken uzerinize konan rengarenk kelebeklerle kendinizi cennetin bir kosesinde zannedersiniz. www.butterflygardens.com







Aksam olmak uzereydi biz de donus yoluna koyulmustuk artik. Son duragimiz Royal Roads universitesinin de icinde bulundugu Hatley Park oldu. Burada yemyesil otlarla kaplanmis Hatley Kalesi gercekten de gorulmeye degerdi. Bahcesi, Pasifik kiyisinda olusu, kalesi bu parka ayri bir ozellik katmisti.







Iste daha ikinci gunden yaptiklarimiz, gorduklerimiz. Hangisini yazacagim hangisini anlatacagim bilmiyorum. Ama tek bildigim su an ailecek guzel bir ruyadayiz.

Friday, May 18, 2007

KISA BİR SÜRE YOKUM

Sevgili dostlar, on beş gün kadar yokum. Kanada, Vancouver a gidiyorum eşim ve kızımla. Oralardan yazmaya çalışacağım ama yazamazsam 3 haziranda görüşmek üzere...

Tuesday, May 15, 2007

BICIK BICIK


İnciklerim boncuklarım benim güzel bıcıklarım. İşte benim çıfıt çarşım. Yatak odasında koşu bantının koluna asılı, Erkan'ın eski kravat askısında kendisine yer bulmuş aksesuarlarım. Görüldüğü gibi kendilerine ait bir kutuları bile yok ama benim hep karşımdalar. Rengarenk, çeşit çeşit, boy boy, ucuz pahalı....Her kıyafete, her davete, her eğitime giderken mutlaka içlerinden biri bana yardımcı olur. Bugüne kadar hep neşe kaynağım olan , içimi açan bana enerji veren boncuklarım. Hepsinin ayrı bir hatırası, ayrı bir hikayesi var benim için. Üç kuruşa beş kuruşa....Bedeli yok. Bunlar benim boncuklarım, bıcıklarım.Rengarenk, cıvıl cıvıl boy boy...

Monday, May 14, 2007

ŞAMPİYONLUK KUTLAMASI

"Mazinde bir tarih yatar, yaşa Fenerbahçe.

Ne mutlu seni sevene yaşa Fenerbahçe"


Anneler günü coşkuyla yaşandı pazar günü bizim evde ama coşkunun asıl kaynağı akşamdı. Ailecek fenerli olmamızın ve bu özel günde takımımızın bize verdiği hediye bambaşkaydı. Üçümüz oturup maçı baştan sona seyrettik. Akşam için planlarımız son anda değişmiş ve evde kalmıştık. Yiyeceklerimiz, içeceklerimiz, bayraklarımız işte yeni televizyonumuz ve maç başladı....İlk dakika hüsran..... Rakip takımdan gol geldi ama biz bütün enerjimizi yoğunlaştırdık ve saat 21:00 ı gösterdiğinde işte şampiyondukkkk. 100.yılında şampiyonluk Fenerbahçe'ye çok yakıştı. Duru ve babası havalara coştular. Ne yalan söyleyim ben biraz sönük kaldım onların yanında. Ben de malzeme desteğiyle onlara katılabildim ancak. Dolaptan bayrakları çıkarma, içecek doldurma, ikram vb..



1907’de doğdu aşkımız Sarı Lacivert renkleri oldu şarkımız
Sporun her dalında bizim şanımız Hiç bitmedi, bitmeyecek bizim aşkımız
Sarı Lacivert rengimiz Fenerbahçe herşeyimiz Hiçbir şeye değişmeyiz Çünkü Fenerbahçeliyiz
Sarı Lacivert rengimiz Fenerbahçe herşeyimiz Hiçbir şeye değişmeyiz Çünkü Fenerbahçeliyiz

Sunday, May 13, 2007

ANNEYİM ANNEYİZ ANNELER




3 yıldır anneyim, 3 yıldır bir miniğim var bana dünyayı unutturan. Güzellikleri daha güzel, renkleri daha canlı, hayatı daha dolu, sevmeyi çok daha fazlasıyla öğreten bir güzel prensesim var. Neleri yaşamazmışım, neleri hissetmezmişim, ne kadar boş bir hayatım olurmuş o olmasaymış. Bana bu güzel duyguyu anneliği yaşattığı için bugün ben ona teşekkür ediyorum. Ve anneme teşekkür ediyorum, beni dünyaya getirdiği için, sonsuz ve karşılıksız sevdiği için, en iyi koşulları sağladığı için ve en önemlisi ANNEM olduğu için. Eğer annemi seçme şansım olsaydı, senden başkası olmazdı bu anneciğim..