Monday, July 30, 2007

HAYAT AKIP GİDİYOR




Günler ne kadar hızlı geçiyor, hayat akıp gidiyor yakalamak mümkün değil. Kalkıyorum pazartesi, oturana kadar cuma...Neler oluyor hayatta gün güne uymuyor. Bir mutlu bir mutsuz bir sevinçli bir kederli bir dargın bir barışık zaman zaman çok karışık zaman zaman çok bulanık. Kızımın çiçeklere verdiği su gibi herşey berrak ve temiz değil. Sağlık her zaman dört dörtlük değil. Bir tırnağın değerini onu kaybedince mi anlamak gerek? Ya daha kaybedeceklerimiz? Niye herşey elimizin altındayken bilmeyiz değerini, niye hep gidenin arkasından ağlarız da yanımızdakine gülmeyiz?

Sunday, July 22, 2007

En Güzel 3 Yıl



Daha dün gibi Duru'ya hamile olduğumu öğrendiğim gün. Dünyanın en mutlu insanıydım ne yalan söyleyim bir kızım olsun istemiştim. Tabi fark etmezdi cinsiyeti ama seçme şansım olsa kız seçerdim diyordum hep içimden. 9 ay boyunca hergün yazdım her dakika onunla konuştum. Sonra o doğdu minicik pembecik birşey. İlk kez kucağıma aldığım an hala hatırımda. Bana bakışı, kokusu, rengi... Sonra biraz keyifsiz günler başladı benim için, kızımla arama bir hastalık girdi neredeyse kırk gün çok ilgilenemedim onunla. O günlerim hayatımın karanlık günleri.Sildim onları yaşamımdan. 40 gün yok hayatımda.
Sonra 1 yaşına girdi meleğim, büyüdü, yürüdü. Beni hiç ama hiç üzmedi. Derken 2 yaş en güzel zamanları, yeni yeni konuşması ve işte 3 yaş....Arkadaşım olmaya başladı, ufak ufak benimle dertleşmeye, sohbet etmeye. Canımın içi, hayatımın neşesi, bugüne dek yaptığım en güzel şey. Üç güzel yıl nasıl geçti nasıl bu kadar büyüdü nasıl hayatımızın odak noktası oldu...
Canım kızım hayat sana hep güzellikler getirsin, hep güzel şeylere eş etsin, mutlu ve duyarlı ol, sevildiğin kadar sevmeyi de bil. Seni çok seviyorum Bebeğim.

Thursday, July 19, 2007

1907 - 2007

Fenerbahçe kulübünün kuruluşunun 100.yılı. 1907 de kurulan takımımızın bu büyük gününü 19.07 de büyük bir coşkuyla kutladık Bağdat Caddesinde. Artık iyice yaklaşan seçimin son sesleri eşliğinde başlayan kutlamalar gerçekten de çok büyük şovlarla devam etti. Bu kadar kalabalığı bir arada daha önce hiç görmemiştim. Günler öncesinden ışıklandırılan Bağdat Caddesi sanki bir Champs Elysee. Orada bile ancak yılbaşı arifesinde bu kadar ışıklandırma oluyor.
Ülkemi bu yüzden seviyorum insanlarımızı bu yüzden; hep bir yürek, hep bir ses olabiliyoruz hep birden çocuk, hep birden yaşlı...Tek bir ses.. sanırım hareketli günler geçiren Türkiye'de bu gece en azından biz Fenerbahçe taraftarına bir moral oldu.

Nedense fotoğraf yükleyemiyorum şu an. Ama en kısa zamanda paylaşacağım fotoğraflarımızı.

Thursday, July 12, 2007

FESTİVALE GEL


Güzel şeyler oluyor artık ülkemde, yararlı aktiviteler, geliştirici organizasyonlar, gelecek nesillere daha doğru bir gelecek için çalışmalar...Bu akşam daha bir umutlu daha bir pozitif baktım geleceğe. Ben küçükken şanslı bir çocuktum çok bilinçli bir ailem vardı. Annem sosyal yetiştirdi bizi, eğitimci olmasının da etkisiyle sadece okul ile sınırlı kalmadı eğitimimiz. Örneğin daha ilk okuldayken yılda en az 6 kez tiyatroya giderdim. Ama çevremde her arkadaşım bu kadar şanslı değildi, o zamanlar çok daha dar bir açıdan bakılıyordu herşeye. Zamanla aileler daha bir geleceğe yönelik düşünen, daha aydın, daha araştırıcı oldular. O aileler belki de şimdi bizleriz ve bizler çocuk yetiştiriyoruz. Şanslı da çocuklarımız bizim çocukluğumuza göre. Neden mi tüm bu yazdıklarım; bu akşam Duru ile birlikte çocuk tiyatrosundaydık. Kadıköy Belediyesi ve Çocuk ve Genç Tiyatrocular Derneği'nin ortaklaşa düzenlediği "6. Çocuk Tiyatroları Festivali" Özgürlük Parkı'nın içindeki amfi tiyatroda 6-16 Temmuz tarihlerinde her akşam farklı bir çocuk oyununun sergilendiği bu organizasyon gerçekten de beni inanılmaz mutlu etti. Kışın yüksek fiyatlara izlenen oyunlar bu tarihler boyunca bu sahnede ücretsiz izleniyordu. Her akşam gittiğinizde içeri girebiliyorsunuz ve kışın oynanan tüm oyunları ücretsiz izliyorsunuz. Üstelik harika koltuklarda ve tertemiz havada. Bundan daha iyi ne olabilir? Oyunlarda verilen mesajlar, görselliğe dayalı öğretme metodu, küçücük yaşta çocuklara verilen tiyatro sevgisi de işin cabası. Üstelik her kesimden her yaştan yüzlerce çocuk. Gerçekten de güzel bir nesil yetişiyor ve ne olursa olsun bu ülkede güzel şeyler de oluyor.

Tuesday, July 10, 2007

PRENSES KAPKEK

Karşınızda prenses kapkeklerimmm. Çok sevdim bu ismi, sevgili Eltoş dan duymuştum ilk kez. Muffin diyorlar yurtdışında hatta artık ülkemizde de hayli bir çoğunluk bu kelimeyi kullanıyor ama tercihim her zaman kapkekten yana. Duru babasıyla parka gidince mutfak bana kaldı ve iş yorgunluğumu ve stresimi ancak bu giderir deyip yemek tariflerimi karıştırmaya başladım. Tatlı, renkli birşeyler beni de canlandırır dedim ve sevgili Gülsen Teyze'min bana Kanada'ya giderken bıraktığı kapkek kalıbını görünce hemen işe koyuldum. Teyzem kapkek konusunda gerçekten bir uzmandır ve bana da bu işin sırrının tüm malzemeyi tahta kaşıkla karıştırmak olduğunu söylemişti. Önce beyazları karıştırdım; yani un, şeker, kabartma tozu, bir çimdik tuz, vanilya ve süt. Daha sonra yumurtaları ayrı bir yerde çırpıp karışıma ekledim ve en sona da sıvıyağı ekledim. Bu arada portakal kabuğu rendesini de ihmal etmedim.Hepsini tahta kaşıkla karıştırıp kapkek kalıplarına döktüm. Önceden 160 derecede ısıttığım fırında üstleri pembeleşene kadar pişirdim. Dr.Oetkerde çalışan canım kuzenim Bahar'ın bana Hollanda'dan getirdiği pembe sosu da benmari usulü eritip kapkeklerin üzerine dökünce prenses kapkeklerim hazırdı. İşim bitince benimkiler de kokuyu almış olmalı ki kapıdan içeri girdiler. Ne kadar yorgun olursam olayım Duru'nun "anneciğimmmmm eline sağlıkkkk" demesi yok mu işte tüm emeklere değiyor.


Kapkek malzemesi:

*2 su bardağı un

*1 su bardağı tozşeker

*2 yumurta

*1 su bardağı süt

*Bir çimdik tuz

*1 paket kabartma tozu

* 1 paket vanilya

İsteğe bağlı olarak taze meyva ve ceviz de eklenebilir.

Sunday, July 08, 2007

SEDA ARTIK TÜRKİYE'DE


Uzun yıllardır Türkiye'den uzakta yaşayan sevgili arkadaşım Seda artık Türkiye'de. Ve işte Türkiye'den ayrı kaldığı yıllarda kazandıkları ve bize kazandıracakları. Seda tüm hanımlarla çok değişik konularda buluşuyor ve onların yaşamlarına ortak oluyor. Seda'yı ya da www.lotuskadinlarkulubu.com u tıklamanız yeterli onu tanımak için.
Sevgili Seda tekrar aramıza hoşgeldin.

Saturday, July 07, 2007

KABAK ÇİÇEĞİ DOLMASI



Bazı tatlar özeldir benim için, işte bunlardan biri de kabak çiçeği dolması. Tadı, yapılışı, adı, ikram edilen mekanları benim için hep özel olmuştur. Öyle her restoranda yapılmaz, her markette bulunmaz, herkes bilmez. Genelde Ege yöresinde bulunur ama artık İstanbul mekanlarında da ismini duymaya başladık.
Geçen gün Metro'da paket içinde bulunca kabak çiçeklerini dayanamadım aldım. Nasıl olsa normal dolma gibi hazırlanıp pişirilir dedim ama bir noktayı atlamışım. Çok hassas ve ince yapraklarını yıkamak bile büyük bir hüner. Sanki çok dikkatle heykel yapıyor gibi hissettim kendimi çiçeklerin içini doldururken.

Dolma içini bu aralar çok sık kullandığım Knorr Zeytinyağlı Dolma Harcı nı kullanarak hazırladım. Fıstığı, üzümü baharatı herşeyi içinde tadı da çok güzel. Yıkadığım çiçeklerin içini harcla doldurup yaprakları birbirine çapraz gelecek şekilde kapattım ve biraz su ve limon suyuyla pirinçler yumuşayana kadar pişirdim.


İşte kabak çiçeği dolmam hazırdı. Ege'den tatlara yaz boyu devam.

Friday, July 06, 2007

BU NE İLK NE DE SON



Barış ne ilk ne de son....Trafik canavarına bir kurban daha gitti. Ama canavar kim burada asıl konu bu. Barış'ın kaza yaptığı yerde yıllardır sürekli bir ambulansın durması acaba ne anlama geliyor? Buraya ambulans yerine trafik lambası konamaz mıydı? Yolların bu durumu, işaret ve levha eksikliği acaba sadece bütçe yetersizliği mi? Adnan Kahveci, Barış, Kerim, Ajlan ve daha bilemediğimiz bir sürü isim. Nice anaların, çocukların, sevgililerin canı yandı gözü yaşlı kaldı.
Yetmedi mi bu kadar can yetmedi mi bu kadar sırazsız ölüm. Bırakın artık mazotu, başörtüsünü, para yemeyi biraz daha gerçekçi olun biraz daha samimi olun biraz daha dürüst olun. olamayacaksanız da çekilin.

Tuesday, July 03, 2007

HERŞEYE RAĞMEN


Hastalıklara, üzüntülere, iş yoğunluğuna, kine, nefrete, kişisel çatışmalara, maddi sorunlara, havaya, trafiğe..... RAĞMEN hayat güzel.

Kurabiye hamuruna sadece sevgi kattık Duru ile ben.

Siz 1 yumurta, 2 bardak un, 1 bardak pudra şekeri, 1 paket kabartma tozu da eklemeyi unutmayın.

Sunday, July 01, 2007

UÇURTMA ŞENLİĞİ


"Uçurtmayı vurmasınlar" adlı bir film beni çok etkilemişti yıllar önce. Annesiyle hapishanede yaşayan bir çocuk vardı. Kaderin cilvesi derler ya tam bu deyişe uygun bir kader, şans her ne ise. Bugün sahilde düzenlenen uçurtma şenliğinde bir an nasıl olduysa geldi bu film aklıma. Herhalde üçümüz güzel havada, uçsuz bucaksız gökyüzünde uçurtmaları seyrederken aslında ne kadar özgür ve aslında ne kadar şanslı olduğumuzu düşünürken bir yerde aklıma geldi. Masmavi pırıl pırıl deniz, sıra sıra dizilmiş prenses adaları, rengarenk yelkenliler ve gökyüzü canlı mı canlı renkli mi renkli. Öğle saatlerinde uçurtmalarımızı aldık ve doğru sahile indik. Biz küçükken uçurtmamızı kendimiz yapardık. Rengarenk kağıtlar arar bulur, özel çıtalar kestirir onlardan harika uçurtmalar yaratırdık. Bugün artık ne vaktimiz olduğundan ne de çıtaları bulacak o mahalle marangozları olmadığından eskiden aldığımız uçurtmaları alıp düştük yola. Malesef iki uçurtmamız da bizi yarı yolda bıraktı aslında. İşte bizim yaptığımız uçurtmalar bize bunu yapmazdı. Birinin yapışkanı çıkmış diğerinin de ipini evde bırakmıştık ve yeni bir uçurtma almamız şart oldu. Baba kız büyük hazırlıklardan sonra uçurtmayı uçurtmayı başardılar.
Ama en güzel uçurtma en yüksekte salınan Türk bayraklı olanıydı. Göklerde dalgalanıyor ve Türk'ün gücünü sanki herkese kanıtlıyordu.


























Tuesday, June 26, 2007

ÇİÇEKLERİM











Sıcak hem de çok sıcak. Nereye gitmeli, nerede serinlemeli. Nasıl uyumalı, nasıl bunalmamalı. Hava almalı ama güneşte yanmamalı. Salıncakta sallanmalı ama kavrulmamalı. Şekerleme yapmalı ama sıcak hava üfürümüyle uyanmamalı. Yüzmeli ama insanlarla çok iç içe olmamalı. Çiçek görmeli, dalından meyve yemeli, bahçe sulamalı ama sıcaktan kaçmamalı. Hepsini yapıyorum hem de olmamalı dediklerimin olmamasını başararak. Nasıl, Sapanca'da. Doğayla iç içe, toprakla, böcekle, arıyla, köpekle haşır neşir, çiçek ekerek....Ancak iş dışında kalan vakitlerde bazı hafta sonları yapabilsek de bizde yarattığı enerji uzun süre devam ediyor. Bu çiçeklerle uyanan güne başlayan insanın nasıl bir hali olur sizce?

Tuesday, June 12, 2007

ÇİLEKLİ BUZ YA DA BUZ ÇİLEK

Yaz geldiiii denize gitmek lazımm...Güneş lazım, buz gibi içmek lazım...İncecik giymek lazımm. Ama nasıl? Apartmanın sekizinci katında, karşımda deniz ve adalar olsa da elimde iş notlarım vereceğim eğitime konsantre olmaya çalışırken nasıl olacak da kumsalda oturacağım? Gündüzün kavurucu sıcağının etkisiyle ısınmış koltuklarda oturup, yalın ayaklarla ısınmış taşlara basıp nasıl serinleyeceğim? Her akşam park diye tutturan Duru'yu nasıl oyalayacağım? Yorgun gelen kocama evde nasıl bir değişiklik yaratıp sanki tatildeymiş ortamı yaratacağım?

İşte bir seçenek; çilekli buz kokteyl,,,,

Yarım kilo kadar çilek biraz buz kalıpları, 1 su bardağı meyva suyu ve bir miktar da çilekli dondurma buz kırma makinesinde karıştırılır. Ölçü veremiyorum çünkü damak zevkine göre değişiyor malzemelerin miktarı. İsteyen bacardi ya da votka koyabilir biraz alkol tadı isterse. Malum Duru ile içeceğimiz için ben koymadım. İşte biraz yaz havası size...

Diğer alternatifler de başka sefere, çok sıcakkkkkkkkkkkkkk gitmem lazım.

Thursday, June 07, 2007

DOSTLAR


Bir tatlı huzur kaldı Kanada gunlerınden gerıye bır de guzel anılar. Burada hayat devam ediyor oradaki gibi. Burada gece iken düşünüyorum hep; oralarda birileri parkta oynuyor, gölde yüzüyor, işte çalışıyor ben yıldızları seyrederken. Tuhaf... ayrı zamanlar yaşanıyor ayrı tarihler. Ama ortak bir nokta var ki kalpler beraber, noktalı virgül konmuş dostluklarımız, içimiz acıyarak ayrıldığımız kuzenlerimiz, teyzemiz,eniştemiz ve sanal ortamdan tanıdığım ama sanki cok iyi tanışıklığımız varmış gibi hissettiğim Duygu. Sevgili Muti ve esprili eşi Hüseyin. Hepsiyle gecen güzel anlar var şimdi hatırımda tek tek. Vancouver'a yerleşen sevgili arkadaşımız Gökçen ve eşi Meral. Sanki hiç zaman geçmemiş gibi bizi sımsıcak karşılayan güzel insanlar. kaldığımız yerden kısa bir es vermişiz sanki. Sohbetine doyamadığım Gökçen, kısacık günde bize pozitif enerji depoladı, harika!!! rehberliğiyle Vancouver'ı bir gezdirdi ki anlatmakla bitmez. Ama akşam Stevenston'da güzel bir balık menüsüyle tüm günün acısını çıkarttık. İyi ki varsınız dostlar. Blogların göçebe Duygu'su..Hep yazılarını takip ederdim ve gıpta ederdim hayatına, bakış açısına, güzelliğine.. İşte beraberiz Kanada'da. Yazdıklarından daha pozitif, fotoğraflarından daha güzel, canlı, cıvıl cıvıl. O kadar işinin arasında bize vakit ayırdılar sevgili eşi Barış ile. Dünyanın bir ucunda buluştuk Duygu'yla ve sanırım iyi bir dostluk kurduk onunla da. Bundan sonra daha çok görüşmek dileğiyle sevgili Göçebe.




Muti ve Hüseyin, iki neşeli insan. Birbirlerini geç tanımış, hayatlarını kendilerince yaşamış ama yepyeni bir hayata yepyeni bir ülkede yelken açmış iki güzel kalp. Aynı gün dünyaya gözlerini açmışlar ve aynı yolda buluşmuşlar. Allah onları hiç ayırmasın çünkü ışıl ışıl gözleri birbirlerine çok yakışıyor.




Veeee bizi paşalar gibi ağırlayan, odalarını açan, soframızdan kuş sütünü eksik etmeyen sevgili ailemiz. Onlarla güzeldi herşey. Bizi evimizde gibi hissettiren, elimizi sıcak sudan soğuk suya sokmayan her daim yanımızda olan ve Duru'nun hayatında unutamayacağı anları yaşatan unutsa bile mutlu geçen onbesgünün hayatında cok önemli bir parça olmasına katkıda bulunan canlarım. Hersey o kadar guzeldi ki içtiğimiz kahvelerin kokusu hala burnumda.


Ama "gönül ne kahve ister ne kahvehane gönül sohbet ister kahve bahane". Gönül ister hep yanımızda olmanızı.

Sunday, June 03, 2007

SON DURAK CEHENNEM KAPISI







Hell`s Gate yani Cehennem Kapisi.



Kanada`da son duragimiz... 40 dereceye yaklasan sicaklikta dunyanin en uzun nehirlerinden biri olan Fraser in en genis noktasi olan bu kanyon gercekten de gorulmeye deger. Bin metrenin de ustunde bir yukseklikten gecen ve Air Tram adi verilen araclarla inilen kanyonda demirden yapilmis bir asma kopru var ki yurumeye yurek istiyor. Altindan hizla akan nehri demir parmakliklar uzerinde yururken her an dusecekmis gibi bir hisse kapiliyor insan. Kanyonda bulunan altin madeni artik cocuklarin oyuncagi olsa da hos bir hava katmis bu heyecan verici yere.






Air tram gercekten de oldukca yuksekten asagi iniyor ve asagi indiginizde sanki filmlerdeki vahsi bati sahneleri sizi karsilar gibi. Tahta kopruler uzerine insa edilmis tahta birkac dukkan, bir restoran, kucuk bir somon baligi uretim yeri..






Bir dukkan vardi ki Fudge Factory adinda, Duru icin tam bir cennet. Degisik sekerlemeler, cikolatalar ve kurabiyelerin oldugu bu dukkandan cikmak istemedi benim kucuk melegim.










Kanada`da yaptigimiz son geziydi bu. Artik donus vakti yaklasti. Seyahatlerin baslama ani kadar bu eve donus kismi da cok hosuma gidiyor. Evime, sevdiklerime, vatanima kavusmak..Bu kez icim buruk ama cunku bir yarim burada kalacak. Her guzel seyin de bir sonu var deyip guzel anilarimizla buradan ayrilmaktan baska care yok ama..

BEYAZ TAS




Yavas yavas sona yaklasirken ugradigimiz duraklardan biri de beyaz tas anlamina gelen White Rock oldu. Burasi bizim Salacak sahiline benzeyen Pasifik Okyanusunun hemen kiyisinda bir sayfiye sehri. Sahilden bakildiginda bizim Salacak-Harem sahil seridini andiran ve yukarisinda da Selimiye, Uskudar evlerine benzeyen denize nazir bir yerlesim. Aksamin ilerleyen saatlerine yaptirdigimiz yemek rezervasyonuna kadar tarihi White Rock tren garindan yuruyuse basladik. Sahil boyunca yururken Pasifigin ucsuz bucaksiz manzarasi, British Kolombiya`nin karli daglari ve yavas yavas batan gunes o kadar guzel bir manzara olusturuyordu ki tam bir doga harikasi. Kiyi boyunca dizilmis barlar, gece kulupleri, restoranlariyla tam bir deniz sehri idi White Rock. Ozellikle de kalabalik olmasi on bes gundur sessiz sakin hayatimiza bir baska renk katti. Buraya adini veren beyaz tasi uzaktan gormekle yetindik ama neden beyaz tas, nereden geliyor bu isim bilmiyorum dogrusu.



"Donulmez aksamin ufkundayim, vakit cok gec" yani artik yemek vakti. Boat House adi verilen restoranda kule seklindeki deniz mahsullerini tadarken batan gunes ve sicak muhabbetle bu gunu de bitirdik.

Saturday, June 02, 2007

GRANDVILLE ISLAND



Hava sicak mi sicak yollar guzel mi guzel biz de tam tatil havasindayken rotamizi bu kez Grandville Adasina cevirdik. Ada deyince bizim Buyukada gibi anlasilmasin aslinda bir yarimada burasi. Duru`nun once Stanley Park`da gonlunu yaptiktan sonra bu cok guzel dedikleri adaya dogru yola ciktik. Soforumuz Erkan, yardimci pilot bendeniz ve arkada surekli miziklayan arada bir de uyuyan kizimiz... Yollari artik iyice ogrendik ara sira yanlis yollara girsek de cinar yapragi isaretini bulup hemen yolumuzu buluyoruz. Efendim Kanada`nin meshur simgesi cinar yapragi bayraklarini anlattigi gibi Kanada otobaninin da isareti.




Yollari, evleri seyrederek meshur Grandville`e geldik iste. Burasi kucuk bir liman sehri. Marinayi bulup hemen bir tekne turu yaptik once tabi biz. Istanbul`dan alisigiz ya deniz gorunce hemen bir tekneye binecegiz illaki. Tekne ile Vancouver sehrini baska bir yonden de gorme firsati bulduk. Burada gercekten apartmanlar hayli yuksek ve bir o kadar da bakimli. Neredeyse tum ust katlarda agac var yani mustakil evde oturmayanlar da yesilligi balkonlarina tasimislar. Teknenin havasi bir baska oldu gercekten de; piril piril gunesin altinda hafif bir esintiyle guzel bir gezi oldu bu yarim saatlik tur.





Tekneden inince buranin Public Market diye bilinen ve bizim Misir Carsisinin kucuk bir benzeri olan pazara girdik. Cicekcileriyle, cesit cesit sebze meyveleriyle, sarkuteri dukkanlariyla dunyanin her ulkesinden yuzlerce insan barindiran bu pazar bize ulkemizi hatirlatti. Pazardan cikip kendimize nehrin hemen yaninda bir kafede cay ismarladik. Gelen cay tepsisi gercekten de cok ilgincti. Malum burada oyle demleme cay yok; poset caylari caydanliga koyuyorlar ve demlenmesini bekleyip oyle iciyorsunuz, genel de en buyuk problem de cayin ne zaman demlendigini anlamiyor olmaniz. Bu tepsiye bir kum saati koymuslar ve demlik posetlerini caydanliga atar atmaz kum saatini ters cevirmisler. Kumlar bitince cay da demleniyor. Ilginc bir metod geldi bana ama nerede bizim tavsan kani ince belli bardakta Rize cayimiz nerede bu cay....





Caylarimizi icip adanin girisinde bulunan parkta biraz kazlari sevip biraz yesillikte dinlenerek ve tabi Duru`nun parkta oynamasina eslik ederek Grandville Island maceramizi da bitirdik.

Friday, June 01, 2007

GOLLER BOLGESI


Burasi tam bir gol cenneti. Neredeyse her sokakta bir gol var. Kimisinde yuzebiliyorsunuz zaten denizden bir farki yok. Kimisinin yollarinda yuruyus yapip piknik yapabiliyorsunuz. Zaman zaman ailecek zaman zaman da biz kendimiz -Duru, Erkan ve ben- bu gollerin keyfini cikardik. Hafta sonu Harrison adi verilen ve yazin da sayfiye yeri olan gole cumbur cemaat bir gezi yaptik. Malesef hava sansimiza o gun bayagi serindi ama daha onceleri de yazdim ya bizi gezmekten hicbir sey alikoyamadi. Harrison gercekten de teyzemin yazin gelip yuzdugu kadar varmis. Ben soylemeseler burasi gol mu deniz mi anlamazdim.





Cultus golu bizim ucumuzun yaptigi yolculuklardan biriydi ve gercekten de 34 derece sicaklikta bize pek iyi geldi. Masmavi su ve yemyesil cayirlarin uyumu sanki bir film karesini canlandirdi bana. Yanimiza yiyecek birseyler almadigimiza hayiflanarak golde vakit gecirdik.




Amerika sinirina cok yakin olan -nerdeyse 500 metre- Aldergrove golu ise yapay bir golet. Yuzme yasagi yok ama sanki cocuklara daha uygun bir gol burasi. Golun kucuk olmasina karsin bir ormanlik alani var ki gercekten de yesilin her tonunu burada gorebiliyorsunuz.



Gelelim bizim gole' yani eve yuruyus mesafesinde olan ve Duru`nun icindeki parklarda bolca vakit gecirdigi Mill Lake yani Mill Golu`ne. Burasi gercekten de Abant gibi. Burada yuzmek yasak ama cevresi, uzerindeki asma kopruleri, cevresindeki evleri, golun uzerinde acan nilufer cicekleriyle cennetten bir kose sanki. Burada park olmasindan dolayi bizim ayrica cok sevdigimiz bir gol oldu burasi hatta bazen piknik cantamizi hazirlayip oglenleri yemegimizi bile burada yedik. Golun cevresindeki duzluklerde gezen sincaplari ise kelimelere dokmek gercekten imkansiz. Duru gunduzleri sincap aramaktan ve havalara bakmaktan bir hayli bitap dusuyordu, neyse ki caddelerde de sincaplarin gezdigini gorunce rahatladi ve biz de bir nefes aldik.

Bu goller gercekten de bitecek gibi degil, ama gole yakin bir yasami olunca da insanin omru bitecek gibi degil.